Önemsiz bir haber: Gıda zehirlenmesi!
‘Geleceğimiz, yarınlarımız’ dediğimiz çocuklarımızın sağlıklı gelişimi, zeki bireyler olabilmesi için almaları gereken besinler var. Fiyatlarıyla birlikte birkaçını sıralayalım;
- Kırmızı et bin lirayı aştı,
- Tavuk eti 300 lira,
- Meyve türüne ve mevsimine göre 80 ile 800 lira aralığında seyrediyor,
- Sağlıkçıların ‘her gün bir avuç’ yenmesini önerdiği kuruyemiş altın borsası misali! Takip etmekte zorlanıyoruz.
- Süt 50 lira,
- Reis’in yatmadan önce ‘Medine hurması’ ile karıştırarak tükettiği ‘manda yoğurdu’nun fiyatını inanın bilmiyorum..!
Market, pazar gezip kesemize uygun yiyecek ararken makarna, soğan..! Ve türlü çeşitli biçimde tüketilen potasyum kaynağı patates liste başı benim için. 15-20 liraya alınabilen ‘makbul’ sebzemiz ile değişik tatlar ortaya çıktığı gibi mideler de dolar.
Yağımız varsa cips, kızartma yapsak çocuklarımız da mutlu olur. Olmadı, haşlayıp yanına bir de yumurta koyabilirsek değmeyin keyfimize!..
Amma velakin ille de sıkma… Yöremiz insanı pek sık yapar, haşladığı patatesi açtığı bazlamanın arasına yatırıp iştahla yediği bu milli yemeğimizi.
Gelin görün ki, ölüm riskini göze almak gerekiyor bu pek leziz yiyecekle karnımızı doyurmak için!
Geçtiğimiz salı günü yerel gazetelerimizde tek sütuna küçük puntolarla yer alan ‘gıda zehirlenmesi’ haberinin mahreci Tarsus’tu.
Anayasamızda Türkiye Cumhuriyeti ‘sosyal bir hukuk devleti’ olarak tanımlanır. Ne ki; sosyal hukuk devleti okullarında eğitim gören çocuklarına bir öğün yemeği çok görüyor. Tarsus Şehit Sabri Acem Ortaokulu öğrencileri de kantinden beslenmeye çalışıyor. Paraları yettiğince! Okul harçlıkları da patatesli sıkma almaya yetmiş.
SONUÇ: Patatesli sıkmayla açlıklarını bastırmaya çalışan 26 çocuk (öğrenci) mide bulantısı, karın ağrısı, kusma belirtileriyle ambulanslarla hastaneye taşınıyor, yetiştiriliyor. Hekimlerce konan teşhis, ‘GIDA ZEHİRLENMESİ’.
Olayın vahametini araştırmak ise size ve bana düşüyor. Zehirlenen 26 çocuğumuz sıkma yemiştir. ‘Patates zehirli bir besin midir?’ sorusu akla gelebilir. Elbet normalde ‘hayır’ diyoruz. Ancak, yurtdışına ihraç edilip, gittiği ülkede ‘sağlığa aykırıdır’ diye raporlanınca başlıyor sorun.
Gerisin geriye Mersin Limanı’na boşaltılan 2 bin ton patatesin imha edilmesi gerekir. Böyle olmaz, benzer çok örneğinde olduğu gibi. ‘Milli değer, milli kazanç, milli kar’ anlayışı doğrultusunda iç piyasaya sunulur. Alıcısı da hazırdır. ‘Dini, imanı bütün’ patronların sahibi olduğu üç harfli zincir marketlerdir yeni müşteri.
Okul kantini işletmecisi esnaf kardeşimiz, çocukların (müşteridir aynı zamanda) karnı ucuza doysun diye üç harflilerden BİM’in yolunu tutar. Aklına gelmez, raflarda yerini almış patateslerin zehir saçtığı! Devletinin gereken kontrolleri yaptığını varsaymaktadır. Bilemez; güneş altında, uygun koşullarda saklanmayan patateslerin bozulacağını. Ve dahi; ‘SOLANİN’ denen maddenin sebzenin içinde çoğalarak zehirleyebileceğini.
26 çocuğumuz ölümden döndü. İyi ki hâlâ aramızdalar. Bunlardan kimilerinin bilim insanı, sanatçı, öğretmen, sağlıkçı olma olasılığı var. Gerçekleri tüm çıplaklığıyla yazacak gazeteci de yetişebilir. Bu benim umudum!
Ebeveynler bir umut yeşermesi bekliyor; başta Milli Eğitim ve Ziraat Başkanlığı ile yerel uzantılarından. Belediyeler de muaf değil sorumluluktan. Beklenti; olayın arka planının açıklanması, suçlu görülenlerin cezalandırılması. Bekleyip göreceğiz.
Ne yazık ki; ilk edindiğim bilgiler bu beklentinin gerçekleşmesinin zor olduğu yönünde. Okul idaresinden başlayarak yetkililer, olayın korkunçluğunu gizlemek, örtbas etmek eğiliminde. Dilerim bu iddialar yalanlanır ve gerçekler orta yere serilir.
‘Bütçede yeterli kaynak yok!’ dendiğini bilerek yine de soralım; ‘Sosyal devlet olmanın gereği olarak devlet okullarında çocuklarımıza bir öğün sağlıklı, besleyici yemek ücretsiz ne zaman verilecek?”
