Kalanlara selam olsun
Kimseye ilişmeden, kimseyle sataşmadan, kimseyi kızdırmadan bir kenarda oturup gidecektim efendim.
Sait Faik’ten öyküler okuyacak; Orhan’dan, Müslüm’den şarkılar, Mahsuni’den, Sümmani’den türküler dinleyecek…
Galatasaray’ın maçlarını izleyecek…
Sokakta gördüğüm kedileri sevecek…
Uyarına gelirse akşamüstü serinliğinde bir bira içecek…
Pencere kenarında fesleğenlere bakacak…
Sabah sofrasında sıcak ekmeği bölecek…
Yeni demlenen çaydan ilk bardak çayı içecek…
Sonra herkes gibi, akşam olunca, perde kapanınca, ışık söndürülünce, gidecektim.
*
Olmadı.
Tecelli mi demeli, kader mi demeli, gazeteci oldum.
Yetmedi yazar oldum.
Yetmedi şair oldum.
Eser verdim.
Siyaset konuştuğum da oldu, sosyoloji konuştuğumda.
Konuştukça düşman da edindim dost da edindim.
Nazım’ın dediği gibi “alkışı gördüm…”
Kalabalığı tattım.
Islığı duydum.
Yalnızlığı tattım.
*
Masalcının dediği gibi:
Günler günleri, yıllar yılları kovaladı.
Az gittim, uz gittim, dere tepe düz gittim.
Dönüp baktım geriye.
“Elde var hüzün…”
*
Nicedir tadı yoktu bizim mesleğin, gazeteciliğin.
Habercilik bitti, çok oldu.
Kimse haber istemiyor artık, yorum istiyor.
Fakat yorumculuk, köşe yazarlığı da bitti, çok oldu.
Kimse yorum, yazı istemiyor artık.
Rakibe sövgü istiyor.
Kendine övgü istiyor.
Kimsenin farklı bir düşünceye, farklı bir söze tahammülü yok, herkes herkesin aynı şeyleri yazmasını istiyor.
*
Sosyal medya tabuttaki son çivi oldu.
Biz, bir cümle için bazen 1 ay, bazen 1 yıl düşünerek, süzerek, ölçerek, biçerek, tartarak, dilimizi ısırıp dişimizi sıkarak yazdık da…
Bizim her yazdığımıza 10 saniye içinde yanıt verdi herkes.
Ne küfürler yedik.
Ne linçler yedik.
Ne hakaretlere uğradık.
Bizden başka herkes okumuş, yazmış, bilgili, görgülü oldu, bir bizi cahil bellediler!
Onlar gibi düşünürsek, onlar gibi hissedersek, onlar gibi inanırsak ne âlâ!
Yok onlardan farklı düşünürsek vay halimize!
*
Konu ne olursa olsun…
Futbol olsun, siyaset olsun, ekonomi olsun, seçim olsun, geçim olsun fark etmez.
Onların bir fikri var.
Onların bir inancı var.
Onların bir doğrusu var.
Onlar gibi düşünmezseniz başlar küfür, hakaret.
*
Ben buna “kitlelerin bireylere biat dayatması” diyorum.
Bir yanda kitleler var.
Bir yanda bireyler, mesela biz yazarlar.
Kitleler biz yazarlara “Bana biat et” diye dayatıyor.
“Bizim duymak istediklerimizi yaz” diyorlar.
“Hayır” diyoruz, “Sizin duymak istediklerinizi yazmayacağım.”
O zaman yalnızlık içine itiliyoruz.
Daha kötüsü…
Kendisi duygusal olan bizi duygusallıkla suçluyor.
Kendisi alkolik olan bizi içip içip yazmakla suçluyor.
Kendisi paracı olan bizi paracılıkla suçluyor.
Kadın düşmanı olan kadın düşmanlığıyla, işçi düşmanı olan işçi düşmanlığıyla, ırkçı olan ırkçılıkla, mezhepçi olan mezhepçilikle, fanatik olan fanatizmle suçluyor bizi.
*
Oysa “makul seviyede kalmayı başaran” az sayıda insanız bizler.
Herkesin bir çıldırma, bir linç havası içinde olduğu….
Herkesin dış güçler, derin yapılar, yapılar, 5 aile, aparatlar, içimizdeki ajanlar filan aradığı, herkesin kendine yeni yeni düşmanlar bulduğu bir çağda bizler, bir avuç insan, “makul seviyede kalmaya” çalışıyoruz.
Radikal suçlaması bize geliyor.
*
Bugün sosyal medya, biz gazetecilere, yazarlara, eser sahiplerine ayar verme, istikamet çizme, küfür etme, küçümseme, krimanilize etme, linç etme aracına döndü.
Ne yapmalı?
*
Galiba en iyisi ince bir veda havasıyla, usulca kenara çekilmek.
*
Ben zaten kimseye ilişmeden, kimseyle sataşmadan, kimseyi kızdırmadan bir kenarda oturup gidecektim efendim.
Sait Faik’ten öyküler okuyacak; Orhan’dan, Müslüm’den şarkılar, Mahsuni’den, Sümmani’den türküler dinleyecek…
Galatasaray’ın maçlarını izleyecek…
Sokakta gördüğüm kedileri sevecek…
Uyarına gelirse akşamüstü serinliğinde bir bira içecek…
Pencere kenarında fesleğenlere bakacak…
Sabah sofrasında sıcak ekmeği bölecek…
Yeni demlenen çaydan ilk bardak çayı içecek…
Sonra herkes gibi, akşam olunca, perde kapanınca, ışık söndürülünce, gidecektim.
*
Güney gazetesinde 10 yıl boyunca bu sütunlardan seslendim sizlere.
Artık bu sütunların, çok sevdiğim, 10 yıl emek verdiğim Güney gazetesinin perdeleri kapanıyor benim açımdan.
Işıklar sönüyor.
Bendeniz gidiyorum.
Kalanlara selam olsun….
*
Bir başka gazetede, bir başka sütunda yine hasbıhal eder miyiz?
Bilinmez.
Zaten bu satırları okuyacak üç, bilemedin beş okurum kalmıştır.
Onlar dışında ne duyan olur bu vedayı ne okuyan olur.
Akarsuya bırakılan mektup gibidir küskün, kırgın giden yazarın veda mektubu.
Bulanlara, okuyanlara selam olsun…
