Çin’in YHT macerası mucizeye dönüştü
Çin’in 2008 yılında başlattığı yüksek hızlı tren (YHT) hamlesi, 2025 itibarıyla 50 bin kilometreyi aşan bir ağa ulaştı. Otoyol ve duble yol yatırımlarıyla eş zamanlı yürütülen bu süreç, ulaştırmanın nasıl bir kalkınma mucizesine dönüştürülebileceğini gösteriyor.
Çin, yüksek hızlı tren serüvenine 2008 yılında adım attığında bu ölçekte bir dönüşümü öngörmek kolay değildi. Aradan geçen kısa sayılabilecek bir sürede YHT, Çin için bir ulaştırma projesi olmaktan çıkarak ekonomik coğrafyayı yeniden şekillendiren bir kaldıraç haline geldi.
2023’te 45 bin kilometre olan YHT ağı, 2025 itibarıyla 50 bin kilometreyi aştı. Aynı dönemde otoyol ağı 100 bin kilometrenin üzerine, duble yol uzunluğu ise yaklaşık 300 bin kilometreye ulaştı. Bu tablo, plansız bir büyümenin değil; kararlı, uzun vadeli ve bütüncül bir devlet aklının ürünüdür.
Çin, ulaştırma türlerini birbirine rakip değil, tamamlayıcı olarak ele aldı. Karayolu esneklik sağlarken, YHT zamanı kısalttı; demiryolu verimliliği artırdı. Böylece üretim, lojistik ve emek piyasaları arasında yeni bir ekonomik hız alanı oluşturuldu.
YHT yatırımlarının en çarpıcı yönlerinden biri, hatların yalnızca mega kentlere değil; kırsal ve iç bölgelere uzanmasıdır. Bu sayede bölgesel eşitsizlikler azaltılmış, iç göç baskısı dengelenmiş ve yerel kalkınma desteklenmiştir. YHT, Çin’de artık bir ulaşım hattı değil, kırsal kalkınmanın omurgasıdır.
Bu ölçekte bir altyapı atılımı, serbest piyasa refleksiyle açıklanamaz. Çin örneği, güçlü bir planlama geleneğinin ve devlet kapasitesinin, altyapıyı stratejik bir büyüme aracına dönüştürebileceğini göstermektedir.
2008’de başlatılan YHT macerası, bugün bir ulaştırma mucizesine dönüşmüş durumdadır. Çin artık sadece yol yapmıyor; dünyaya ulaşımda meydan okuyor.
Alkışlar Çin’e.
YHT inadına yazmaya devam.
Türkiye’nin en önemli meselesi olmalı...

