Necdet Canaran

Yüzünü ertelediğim madeni vedalar...


Yine garip kaldım gurbet ellerde.

Işıklar sönük, ortalık pus, hava limoni.

Bakarım bakarım sılam görünmez.

Kalpten söylerken Kalben, anlamsız geliyor şişeler, meyhaneler…

Kalpten söylüyor Kalben: Bana sen lazımsın.

 

*

 

Hava bozukça.

Taşucu pus.

Parmaklarım dargın.

Klavyem küs.

Bir saksı var boynumun üstünde, kurak. Hiç fikir yürütmüyor.

Hava bozukça.

Taşucu pus.

Kafam boş, kafam sersem sepet.

Bu canına yandığımın gazete sütunu nasıl doyacak?

Laf yakıştırmak lazım, laf yarıştırmak…

Ressam kere ressam;

“Ayva sarı, nar kırmızı, Ahmet Yeşil” desem mesela.

Daha 7 paragraf, 58 satır başı, 297 sözcük lazım bana.

Hiç faydası yok kadehlerin.

Bana sen lazımsın.

Bana sen lazımsın Tülay.

 

 

*

 

Doklarda çekiç, sokaklarda ayak sesleri.

Nefesim dar, rüzgârım kesik.

Kaytansız dil yetmiyor artık bana.

Bedri Rahmi söylemiş:

“En azından üç dil bileceksin

En azından üç dilde

Canımın içi demesini

Kırmızı gülün alı var demesini

Nerden ince ise ordan kopsun demesini

Atın ölümü arpadan olsun demesini

Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini

İnsanın insanı sömürmesi

Rezilliğin dik alası demesini…”

*

Sahi kuzum, ne diyordum:

“Kaytansız dil yetmiyor, iki lisan yetmiyor artık bana.

Kaderim böyle imiş, su ne yapsın yanmışa.

Çarşamba’yı sel almış.”

 

*

Bütün gece yatakta döndüm durdum. Hiç uyumadım.

Bir Ümit Yaşar dizesi düştü aklıma:

“Yıllar geçiyor ama

Dertlerimiz değişmiyor

Değişen tüm etiketler

Fertlerimiz değişmiyor.”

Haydi gel de, tam da burada Bedri Rahmi’ye hak verme Tülay!

Üç dil bilmek, sövmek gerek.

Gel gör ki kaytansız dil ve iki lisan yetmiyor artık bana.

Kaderim böyle imiş, su ne yapsın yanmışa… Çarşamba’yı sel almış.

 

*

 

Dedim ya, yatakta döndüm durdum ama hiç uyumadım.

Melih Cevdet düştü bu kez aklıma:

“Balıklar için deniz lazım

Sevişmek için işsiz olmak

Ve geceleri yatakta

Duymamak için tabanların sızısını

Zengin olmak lazım.

Hâlbuki ıslık çalmak için

Bir şey lazım değil.”

 

*

 

Bitirirken…

Çarşambadan perşembeye yazıp yazabileceğim en iyi yazıya has bir şair, Celal Soycan dizeleriyle rövaşata yapayım:

“yüzünü ertelediğim o madeni vedalar

yüzüme üflenen küflü bir mesafedir.”

*

E, sonra!

Harfleri tek tek saydım.

Satırları, sözcükleri bir de paragrafları.

“Tamam” dedim: Çok şükür, tıraş işi sona erdi. Artık ıslık çalabilirim.

Nasıl, ne buyurdunuz?

Anlar gibi oldum, “o mesele.”

Aldanmayın, şair sözü elbet yalandır. İşsiz olmak gerekmiyor!

 

*

 

Yine tam ortasındayım yağmurun.

Kalpten söylüyor Kalben: Bana sen lazımsın.

Dönersen ıslık çal ya da karanlık bir yerde bul beni.

“yüzünü ertelediğim o madeni vedalar

yüzüme üflenen küflü bir mesafedir.”

Bana sen lazımsın Tülay.

 



ARŞİV YAZILAR