Prof.Dr.İsmail YAĞCI 

Doğu Adana’dan başlar, batı Mersin’de biter


Aynı güneşin altında iki şehir, iki ayrı insan hâli.
Biri cümleyi bitirir, diğeri ucu açık bırakır…

Doğu Adana’dan başlar; bunu haritadan değil, insandan anlarsın.
Adana’da insan önce durur, sonra konuşur.
Mersin’de önce bakar, sonra karar verir.
Aynı güneş, iki ayrı alışkanlık.

Adana Yavuz’dur, Mersin Fatih…
Adana içeriye doğru büyür, Mersin dışarıya.
Biri tuttuğunu bırakmaz, diğeri bıraktığını unutmamaya çalışır…

Adana rakı–kebaptır. Masadaki tabak dolu, cümle kısadır.
Mersin rakı–balık. Masadaki tabak hafif, cümle uzundur.
Adanalı masaya yaslanır, Mersinli sandalyesine…

Adana “sarı sıcak”tır. Gölge bile tereddütlüdür; insan ya dayanır ya yenilir.
Mersin meltemli sıcak. Sıcak bastırınca rüzgâr araya girer.
Mersinli sıcağı yaşar, onunla kavga etmez.

Adana topraktır.
Mersin su.

Adana Çukurova’dır; düzlük, bereket ve tekrar…
İnsan orada köklenir, bazen kökün kendisine dönüşür.
Mersin Akdeniz; kıyı, geçiş ve temas…
İnsan bağlanır ama gitmek için hep bir ihtimal bırakır.
Adanalı “buradayım” der,
Mersinli “yakındayım”.

Adana’da zaman ağırdır; gün güneşin altında ezilir.
Mersin’de zaman esner; gün akşama doğru açılır.
Adana’da hayat yaşanır,
Mersin’de hayat izlenir.
Adanalı kalmayı bilir.
Mersinli gitmeyi de kalmayı da cebinde taşır.
Biri kaderle konuşur, diğeri ihtimalle.

Bu hikâye doğuda, Adana’da başlar: Sert, sıcak ve kararlı. Batıda, Mersin’de biter: Serin, açık ve mesafeli.

Memleket bazen bir şehir değildir; bazen sadece bir cümledir.

Adana o cümleyi bitirir.

Mersin sonuna üç nokta koyar...



ARŞİV YAZILAR