Prof. Dr. Erkan Aktaş 

Prof. Dr. Erkan Aktaş 

Mersin’in taşkın ve kuraklık paradoksu


Mersin, Türkiye’de su sorunu yaşayacak en son illerden biri olması gereken kentlerden biridir. Toroslar’dan beslenen havzaları, yer altı su potansiyeli, barajları ve doğal su koridorlarıyla ciddi bir hidrolojik avantaja sahiptir. Buna rağmen bugün hem su baskınları ve taşkınlarla boğuşuyoruz hem de yaz aylarında su yönetimi krizleri yaşıyoruz. Bu tablo bir doğa çelişkisi değil, yönetim zaafının sonucudur.

Sorunun iki temel boyutu var:

Birincisi, yatırımların yavaş ve parçalı ilerlemesi.

İkincisi ise Mersin’in coğrafi yapısına uygun bütüncül bir su yönetim stratejisinin hâlâ kurulamamış olması.

Mersin’in topoğrafyası ani yağışlarda yüzey akışını hızlandıran bir yapıya sahiptir. Kısa sürede yoğun yağış alan havzalarda suyun doğal akış koridorlarına ihtiyacı vardır. Ancak biz ne yaptık? Dere yataklarını daralttık, üstünü kapattık, taşkın alanlarını yapılaşmaya açtık. Sonra da şaşkınlıkla “neden su birikti?” diye soruyoruz.

Oysa bu kentte risk haritaları yıllardır biliniyor. Akademik çalışmalar, çalıştay raporları ve teknik uyarılar ortada. Yaklaşık 40 civarında kuru dere yatağı zaman içinde ya dolduruldu ya da fiilen yok edildi. Bu sadece taşkın riskini artırmakla kalmadı; yağmur suyunun toprağa sızmasını da engelledi. Betonla kaplanan kent, sünger gibi suyu ememez hale geldi.

Bugün yaşanan tabloyu sadece “aşırı yağış” ile açıklamak kolaycılıktır. Evet, iklim krizi yağış rejimlerini değiştirdi. Ancak asıl sorun, bu yeni iklim gerçekliğine uygun altyapı ve planlama dönüşümünün yapılmamış olmasıdır. Yağmur suyu hatları hâlâ yetersiz, dere ıslahları parçalı, havza bazlı planlama ise kağıt üzerinde kalmıştır.

Burada sorumluluk zinciri nettir.

DSİ, dere ıslahlarında ve ana su yönetiminde merkezi aktördür.

Büyükşehir ve ilçe belediyeleri, kentsel altyapı ve imar kararlarının doğrudan uygulayıcısıdır.

Merkezi hükümet ise yatırım önceliklerini ve bütçe dağılımını belirleyen ana güçtür.

Türkiye’nin merkezi bütçesine en fazla katkı sağlayan ilk altı il arasında yer alan Mersin’de, kent merkezinde hâlâ ıslah edilmemiş dere yataklarının bulunması kabul edilemez. Bu durum, sadece teknik bir eksiklik değil; yönetsel bir başarısızlıktır.

Asıl problem şu: Biz suyu sadece “içme suyu” meselesi olarak görüyoruz. Oysa modern kent yönetiminde su; taşkın kontrolü, ekolojik denge, iklim uyumu ve kentsel dirençlilik başlıklarıyla birlikte ele alınır. Mersin’de ise hâlâ kriz anlarında refleks üreten, önleyici değil onarıcı bir anlayış hâkim.

Bu kent hâlâ doğru bir yola girebilir. Ama bunun için:

Havza bazlı taşkın yönetimi hayata geçirilmeli,

Dere yatakları mutlak korunmalı,

Üstü kapatılan su koridorları yeniden açılmalı,

Yağmur suyu altyapısı büyütülmeli,

Kent planlaması iklim uyumlu hale getirilmeli,

Bilimsel bilgi karar masasına gerçek anlamda taşınmalıdır.

Mersin’in sorunu suyun yokluğu değil.

Sorun, suyu yönetememektir.

Eğer bu anlayış değişmezse, bir yandan taşkınlarla boğuşmaya devam ederken, diğer yandan yaz aylarında “su tasarrufu çağrıları” yapmaya devam ederiz. Bu çelişki bir kader değil; yanlış yönetimin sonucudur.

Kentler yağmurla değil, ihmal ile boğulur.



ARŞİV YAZILAR