İrem Yıldız

Sosyal medya efsaneleri


Günümüzde beslenmeyle ilgili bilgiye ulaşmak yalnızca birkaç saniye sürüyor. Bir video, bir “reels” ya da bir paylaşım; yıllarca süren akademik eğitimin ve bilimsel çalışmaların önüne geçebiliyor. Ne yazık ki sosyal medyada en çok yayılan içerikler, çoğu zaman en doğru olanlar değil; en dikkat çekici olanlar. Beslenme ise bu bilgi kirliliğinden en çok etkilenen alanların başında geliyor. “Ben bunu yaptım, çok işe yaradı” cümlesi, bilimsel kanıtların önüne geçebiliyor. Gelin, sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen beslenme efsanelerini biraz daha yakından inceleyelim.

Karbonhidratlar kilo aldırır, tamamen kesilmelidir: Karbonhidratlar yıllardır adeta “günah keçisi” ilan edilmiş durumda. Oysa insan vücudunun temel enerji kaynağı karbonhidratlardır. Beyin, kaslar ve sinir sistemi öncelikli olarak glikoz kullanır. Karbonhidratı tamamen kesen bireylerde; halsizlik, odaklanma sorunları, kabızlık ve uzun vadede kas kaybı görülebilir. Burada kritik nokta karbonhidratın türüdür. Tam tahıllar, sebzeler, meyveler ve baklagiller gibi lif içeriği yüksek karbonhidratlar; kan şekerini dengeler, uzun süre tokluk sağlar ve bağırsak sağlığını destekler. Sorun; beyaz ekmek, şekerli içecekler, paketli atıştırmalıklar gibi rafine karbonhidratların aşırı tüketimidir. Kilo yönetiminde çözüm yasaklar değil, denge ve porsiyon kontrolüdür.

Detoks vücudu temizler: “3 günlük detoksla toksinlerden arının”, “Bu içeceği için, vücudunuz resetlensin” gibi iddialar özellikle yılbaşı sonrası ve yaz öncesi dönemde sosyal medyayı adeta ele geçiriyor. Oysa insan vücudu, toksinlerden arınmak için dışarıdan mucizevi karışımlara ihtiyaç duymaz. Karaciğer, böbrekler, bağırsaklar ve akciğerler bu görevi zaten kusursuz bir şekilde yerine getirir. Sıvı ağırlıklı detokslar kısa vadede tartıda düşüşe neden olabilir; ancak bu kayıp yağdan değil, su ve kas dokusundandır. Üstelik çok düşük kalorili bu uygulamalar, metabolizmanın yavaşlamasına ve sonrasında daha hızlı kilo alımına yol açabilir.

Akşam 6’dan sonra yemek yemek kilo aldırır: Bu inanış, yıllardır kulaktan kulağa dolaşan klasik bir beslenme mitidir. Oysa vücut, saati biliyor diye kalori yakmayı durdurmaz. Kilo alımını belirleyen en önemli faktör, gün sonunda alınan toplam enerjidir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta akşam saatlerinde yapılan kontrolsüz atıştırmalardır. Gün boyu yeterince beslenmeyen bireyler, akşam saatlerinde daha yağlı ve yüksek kalorili besinlere yönelir. Sorun saat değil, beslenme düzenidir.

Glutensiz beslenmek herkes için daha sağlıklıdır: Glutensiz beslenme, çölyak hastaları için hayati önem taşır. Ancak bu durum, glutensiz beslenmenin herkes için gerekli olduğu anlamına gelmez. Sosyal medyada gluteni bıraktığını söyleyen pek çok kişi, aslında aynı anda işlenmiş gıdaları da hayatından çıkarmaktadır. İyileşmenin nedeni glutenin kesilmesi değil, genel beslenme kalitesinin artmasıdır. Ayrıca birçok glutensiz ürün, sanılanın aksine daha fazla yağ ve şeker içerebilir. Bu nedenle “glutensiz” etiketi tek başına sağlıklı anlamına gelmez.

Yüksek proteinli diyetler ne kadar fazlaysa o kadar iyidir: Protein, kas kütlesinin korunması ve tokluk hissi açısından önemli bir makro besin öğesidir. Ancak sosyal medyada önerilen aşırı proteinli diyetler, özellikle uzun vadede böbrekler üzerinde yük oluşturabilir. Ayrıca protein alımının artması, sebze, meyve ve tam tahıl tüketiminin azalmasına yol açarak lif eksikliğine neden olabilir. Tek tip beslenme önerileri bilimsel gerçeklerle örtüşmez.

Şeker tamamen bırakılmalıdır: Şeker konusu sosyal medyada çoğu zaman ya “zehir” ya da “tamamen yasak” şeklinde ele alınıyor. Elbette rafine şeker tüketimini azaltmak sağlıklıdır. Ancak meyvede bulunan doğal şeker ile paketli ürünlerdeki ilave şekeri aynı kefeye koymak doğru değildir.



ARŞİV YAZILAR