Necdet Canaran

KALABALIK KABALIK


Hayvanlar Âlemi

Köpek havlar, kedi miyavlar, akbaba çığlık atar, arı vızıldar, aslan kükrer, at kişner, ayı hırlar, baykuş uğuldar, buzağı meler, balina şarkı söyler.

Hayvanlar âleminde, her canlı doğası gereği kendi diliyle konuşur.

 

*

 

İnsanlar Âlemi

Türk Dil Kurumu’na göre:

“Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan…

Düşünme ve konuşma yeteneği olan…

Evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı.”

Yani insan…

İnsan, doğası gereği kendi diliyle, farklı lisanlarda konuşur. Düşüncesini kelimelere döker, meramını sözlü olarak anlatır.

Türk Dil Kurumu’na göre,“adam, âdem, âdemoğlu, insanoğlu, kişioğlu, beniâdem, benibeşer, fâni” yani insan, ‘beden diliyle’ de konuşur. Bu dil, âdem evladı için yeryüzündeki evrensel lisandır: Geğirir, osurur, hapşırır, kusar, öksürür, dudak şapırdatır.

 

*

Türkiye Âlemi

Türkiye Âlemi’nde insan insana... insan hayvana... insan doğaya düşman bir lisan kullanır.

Saygısızlık, kabalık, görgüsüzlük, nezaketsizlik, özensizlik, üslupsuzluk mutlak çoğunluk, mutlak akçedir.

Türkiye Âlemi’nde yeteri kadar yaşayan, yeteri kadar nefes alan her canlı‘kalabalık kabalıktan’ mutlaka nasibini almıştır, alacaktır.

Doğası gereği kendi diliyle havlayarak konuşan köpeğe “hoşt” der kalabalıktaki kaba.

Nezaketsize göre, baykuş ‘uğursuz’dur.

Kedi, “pisi pisi…”

Ayı, “oha...”

Eşek desen, “çüş…”

İki ayaklısı, dört ayaklısı, uçanı, konanı, yüzeni, memelisi, memesizi ise topyekûn “kışt.”

Kışt kışt...

 

*

Ve kadınlar…

Ne diyor kalabalıktaki kaba:

“Eksik etek.”

“Kaşık düşmanı.”

“Saçı uzun, aklı kısa.”

Kadın olmak şöyle dursun, kız çocuğu olmak bile zordur Türkiye Âlemi’nde.

“Kızın var mı, sızın var.” diyor kalabalıktaki kaba.

Hadi oradan başka kapıya!

Gözümüz yaşlı.

Yüreğimiz yanık.

Yüreğimizde acı var.

Acının diğer adıdır: Özgecan.

Acının öteki adıdır: Narin.

 

*

“Bu ülkede dört şey olmayacaksın: Kadın, çocuk, ağaç, sokak hayvanı” demiş Yaşar Kemal, 47 yıl önce, 1979’da yayımlanan “Yılanı Öldürseler” kitabında.

Bir şey değişti mi?

Ne değişti?

 

*

 

Ve onlar…

Ve bizim gözümüzde, bizim dilimizde onlar: Dünya Âlemi.

 

Moskof gâvuru.

Alaman iti.

Rus ayısı.

Amerikan köpeği.

Fransız bozması.

İngiliz domuzu.

İtalyan piçi.

Yunan asması.

Rus yosması.

Bulgar tohumu.

Ermeni çufutu.

Hollanda ineği.

Kıbrıs eşeği.

Sarı gâvur.

Konstantin’in dölü.

*

 

E, be nezaketsiz!

Kalabalıktaki kaba, sözüm sanadır!

“Domuz, ayı, köpek, bozma, p.ç, asma, tohum, döl, çufut, inek, eşek, gâvur, kâfir, yosma” diye hakaret yağdırdığın insanlar âlemine karışmak için ne diye elçilik kapılarında vize kuyruğuna girersin?

 

*

 

Bitirirken…

Alnımızda bozkır rüzgârlarıyla Anadolu’ya geldik. Bin yılı devirdik.

Vahşi madencilikle Anadolu’nun dağları delik deşik…

Villaydı, turizm tesisiydi, şuydu buydu gibi aç gözlülüklerle Anadolu’nun ormanları alev alev…

Sahilleri kuşatılmış, dereleri zehir akan bir Anadolu.

Bin yılı devirdik de geldik.

Onca elem, onca sıkıntı…

İnsana, hayvana, doğaya düşman olduğumuz; ‘kalabalık kabalık’ kuytusunda kaybolduğumuz

bugünler için miydi?

Yenik düşüyor her şey zamana.

Radyoyu açtım, kulak verdim Murathan Mungan’a

“Her şey binip gitmiş uçurtmalara.”

 

 

  • CANARAN yazıları



ARŞİV YAZILAR