Bülent Ufuk Ateş
SEYİRLİK

Bülent Ufuk Ateş

GECİKMİŞ BİR SEVGİLİLER GÜNÜ YAZISI


Katolik Hristiyanlığın söylencelerine dayanan Sevgililer Günü’nün 20. Yüzyılda kapitalist tüketim kültürünün önemli ögelerinden biri haline geldiğini görürüz. Yaşadığımız milenyum yıllarında ise karşı cinse olan arzu ve istekler kırmızı güller, pırlantalar ve pahalı hediyelerle süsleme noktasına ulaştırıldı.

Tüketim kültürünü politik formlara evriltmeye çarpıcı örnek “Aşk-ı Memnu’nun Bihter’i” olsa gerek. Beren Saat, pop şarkıcısı eşi Kenan Doğulu’yla kapitalizmin merkez üssü ABD’de yaptığı klipli şarkıyla kimilerine göre düzen eleştirisi yapıyor. “Capitalizoo” adlı İngilizce şarkıda öne çıkartılan yine kadın bedeni başta olmak üzere pırıltılı yaşam görselleri. İzleyince anladım ki; kapitalizm eleştirisini de elimizden almak istiyorlar.

Sevgililer Günü’nü kutlamadığım gibi kutlanmasına da karşıyım. Kimi dostlarımın, “Sevgilin yok ki kutlayasın!” dediğini duyar gibiyim. Var olduğunda da kutlamadım. Dileyen kutlasın, aşkı bir güne sıkıştırarak tüketmeye devam etsin.

Sevgiyi, aşkı en iyi betimleyenlerdendir Atilla Birkiye. “Sanki özenle, bezenle yeşertmeye çalıştığımız erdem, etik, sevgi, aşk, barış, hoşgörü gibi değerler, çağa uygun düşmüyormuş gibi, hep küçümsendi!” tümcesini bir bütünlük içinde görmek gerek. Birkiye’nin kullandığı kavramları çoğaltmak mümkün. “Aşk”ı ele alalım; “Aşk her daim mümkündür, ama devamı zordur, süreklilik gerekir.”

Devlet Bahçeli süreklilik açısından tutarlıdır. Sahneye çıktığı günden bu yana “derin devlete, mafyatik örgütlenmelere” aşkla bağlıdır, her fırsatta bunu dillendirir. Andığımız örgüt biçimlerinin iç içe geçmesini konu edinen “Yeraltı” dizisinin başrol oyuncusu Uraz Kaygılaroğlu’nu (dizideki adı Bozkurt), “milli değerlere” sahip çıktığı için kutladığını ve bozkurt tablosu armağan edeceğini açıkladı.

Bizim mahalleden Can Yücel ise Deniz Gezmiş’i, “Aşk olsun sana çocuk, aşk olsun” dizeleriyle anlatır.

İçimizden biri Necdet Canaran da aşk insanıdır. Tülay’a olan aşkını köşe yazılarında sıkça dile getirir. Aşkı çeşitlendiren kişiliktir sayfa arkadaşım. Gazeteciliğe, kızlarına, Mersin İdman Yurdu’na bir de Mersin’e aşkla bağlıdır.

Sevgili dostum Canaran, 15 Şubat tarihli yazısında politikaya olan ilgisini açık ediyor. Mersin’e aşkla bağlıdır ya; “Bu kent ile bağlarımı güçlendirip, hizmetkârı olabilirim” düşlerinin olduğunu bilirim. 2023 seçimlerinde bağımsız belediye başkanlığı adaylığından “sol oyları bölmeme” gerekçesiyle Vahap Seçer lehine çekildiğini itiraf ediyor.

Yerel seçimlerin yapılacağı 2029 yılına daha çok zaman var. Genel seçimlerin ise Mart 2028 tarihinde yapılacağı dillendiriliyor. Siyasette 24 saatin bile önemli olduğunu düşünürsek köprülerin altından çok sular akacaktır. “Aşk ile bağlanmak dağları deler” diye bilinir.  Canaran’ın, güçlü bir kanaat önderinin desteğini aldığı, “Tam Bağımsız Milletvekili Adayı” olacağı yönünde güçlü kulis bilgileri geliyor kulağıma.

Canaran her ne kadar, “Ben zenginleri severim” dese de benim gibi yoksullukla kopmaz bağları vardır. Çünkü kendisi de fakirdir. Çağrımızdır, “Necdet Canaran solun ortak adayı olarak ilan edilmelidir.” Fakirlikten toplumsal zenginliğe doğru, “Yürü Canaran, kim tutar seni…” Bu aşk hepimizin.



ARŞİV YAZILAR