Prof. Dr. Ahmet Özer

KORONA, KÜRESELLEŞME ve FELÇ OLMUŞ YÖNETİMLER İÇİN ÇIKIŞ ÖNERİLERİ


Küresel güçler küresel çapta çözüm üretmek yerine kendileri için yeni senaryolar ürettiler. Sözgelimi kendini dünyanın egemeni sanan ABD’nin başındaki Turamp önce bu virüsü önemsemedi, sonra işler sarpa sarınca “Çin Virüsü” diyerek topu (rakibini yıpratmak için) Çine attı. Şimdi ülkesinde her gün binlerce can alan bu virüs karşısında naçar durumda…

 

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Çin’de yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını sürecinde yaşanan bazı olayların gizli tutulduğunu iddia etti. Financial Times’a konuşan Macron, “Çin’in bu durumu idare etme konusunda çok daha iyi olduğunu söyleyecek kadar saf olmayalım. Belli ki orada bizim bilmediğimiz bazı şeyler oldu” diye konuştu. İyi de sen dünyanın en gelişmiş üç beş ülkesinden birisin, böyle diyeceğine, o şeyi neyse ortaya çıkarsana, biz de bileleim ne olduğunu. Bunu yapmak yerine yeni bir şey keşfediyormuş gibi “Bu tür küreselleşmenin sonu geldi” diyor. Onu kör nenem de dereceli gözlükleriyle görüyor. Bunu söylemek için Fransanın cumhurbaşkanı olamk gerekmez. Asıl acınsı durum şu itirafında “Artık sınırlar olmadığını düşünüyorduk. Her şey daha hızlı sirkülasyon ve birikim içindi ama  hayat kurtarmak için gezegenin yarısını durdurduk. Bunun tarihimizde hiçbir örneği yok.” Bunları diyor da dayanışmayı küreselleştirmek için bir şey yapmıyor kimse.

 

İngiliz başbakanı sürü bağışıklığı ile doğal selleksiyon yoluna gitti. Vakta ki virüs kendine de bulaşınca işler o zaman değişti. Şimdi ah vah içinde ne kadar geç kaldıklarını söyleyip duruyorlar, ama ne fayda...

 

Bir yandan küreselleşmenin çöktüğünü herkes kabul ederken bizde de Cumhurbaşkanı Erdoğan siyaset namına konuşmalar yapıyor, “ülkeniz krizden sonra küreselleşmenin merkezinde yer alacak” diyor. Bu tür iç kamuoylarına yönelik yapışmış siyasi propogandalar yetine dünya çapında çözüm üzerinde durulsa daha iyi olmaz mı?

 

DAYANIŞMAYI EVRENSELLEŞTİRMEK

Bu noktada çözüme odaklandığımızda önümüze ikili bir yol çıkıyor. Diğer bir deyişle cevabını aramamız gereken iki soru(n) ile karşı karışıyayız:

1)Bundan sonraki gelişmeler bizi daha özgür mü kılacak?

2)Yoksa daha otoriterleşme mi yaşanacak?

Bir kere çok kurnazca bize “özgürlük mü yoksa sağlık mı?” ikilemiyle karşı karşıya bırakıyorlar. Elbette insanlar sağlıklarını istiyorlar. Ama bunun bedeli özgürlük olmamalı. Çünkü özgürlükten yoksunluk sağlıklı olsa da sonunda esareti getirir. Bugün ölümden tutup sıtmaya razı etmelerinin sebebi budur. “Ölüm mü esaret mi?” diyorlar nihai olarak. Biz de onlara “Ne ölüm ne esaret..” diyebilmeliyiz. Biz hem sağlık hem de özgürlük istiyoruz. Bu en doğal hakkımız. Bunu sağlamak da kendilerine (bir kısım hak ve yetkilerimizden feragat ederek) görev ve yetki verdiğimiz devletler ve onu idare eden hükümetlerin görevidir.

Ama bu yönetenlerin işine gelmiyor. Şimdi fırsat ellerine geçmişken ölümden tutup herkesi sıtmaya razı etmek istiyorlar. Ve iktidarların giderek daha takipçi, denetimci, gözetimci olmasını istiyorlar.

Ortam da bunun için müsait. Zapt ü rapta alma, fişleme gibi unsurları bir engelle karşılaşmadan yapabiliyorlar artık. Bunlar da bu süreç bahane edilerek ve bir engelleme ile karşılaşılmadan hayata geçirilecek gibi duruyor.

Sözgelimi son günlerde yaşadığımız kini uygulamalara bakalım: Belediyeler ekmek dağıtıyor, dağıtamazsın diyor; yardım topluyor, toplayamazsın diyor; muhtaca el uzatıyor, uzatamazsın diyor. Neymiş güç bölünüyormuş. Hani adem-i merkeziyetçi bir anlayışla yönetecektiniz. Hani bu sistem merkeziyetçi değildi. Şimdi tam da yıllarca karşı çıktığımız (iktidarda olanların da bir zamanalar karşı çıktığı) katı merkeziyetçi, bürokratik bir anlayışla karşı karşıyayız. Sen Yazık çok yazık…

 

Ardından fişlemeler, zapt ü rapta almalar, her an her zaman gözetleme ve takip etme gelecektir. Yani böyle giderse daha özgürlükçü değil daha otoriterleşme yaşanacaktır. Aslında bundan sonra nasıl bir dünyada yaşayacağımız biraz da bu salgının üstesinden nasıl geleceğimizle ilgilidir.

 

SALGINLA MÜCADELEDE İKİ YOL VAR

Bugün salgınla mücadele etmenin bizce iki yolu var: Diğer bir deyişle global nitelik gösteren bir tehlike karşısında dostum Vahap Çoşkun’un belirttiği gibi başvurulabilecek iki yol vardır:

1) Biri, uluslararası mekanizmaların güçlendirilmesi ve verilecek mücadelede bunların önemli bir rol üstlenmesidir. Ancak son dönemlerde bütün dünyada esen otoriter ve milliyetçi dalga nedeniyle Avrupa Birliği, Dünya Sağlık Örgütü ve Birleşmiş Milletler gibi bölgesel ve küresel yapılar güç ve itibar kaybetti. Dolayısıyla bu yapılar kendilerinden beklenen işlevleri ne yazık ki yerine getiremiyor.

2)Diğeri ise, şimdi yapıldığı gibi, mücadelenin ulusal çapta yürütülmesidir. Fakat bunun da istenen sonuçları üretmesi zor. Çünkü hiçbir ülke kendini dünyanın geri kalanından tamamen yalıtamaz; salgın bir yerde baş gösterdiğinde bütün dünya tehdit altına girmiş olur. Durum bu iken, ülkeler arasında dayanışma ve işbirliğinde zaaf yaşanması, koronaya karşı verilen mücadelede başarıyı güçleştiriyor ve geciktiriyor. Dolayısıyla dünya çapında dayanışmayı, yardımlaşmayı ve bilgi paylaşımını gerçekleştirecek organizasyonlar üzerinde tekrar düşünmekte fayda var.

 

SAPİENCE TEHLİKEDE

İsrailli tarihçi Yuval Noval, bu tehlikeye dikkat çekerek, “bu acil durum hali sona erdiğinde, bugün salgınla baş etmek için yapılan kapsamlı gözetimlerden elde edilen veriler totaliter rejimlere zemin hazırlayabilir.”, diye uyarıyor “Virüsün zalimliği ile baş etmenin iki yolu var: Bir yol insanları bilgilendirmek, eğer insanlar aldıkları bilgilere güvenebilirse virüs karşısındaki davranışlarını değiştirebilirler. Diğer yol ise totaliter yol. İnsanların üstünde gözetim kurmayla uygulanabilecek bu yol, Ortaçağ’da uygulanabilecek bir yol değildi fakat şu an uygulanabilir.

Bugün, insanların bedenlerine yaklaşmadan bile ateşli olup olmadıklarını ölçüp, yakın zamanda görüştüğü bütün insanların listesini çıkartabiliriz. İnsanlar, aldıkları bilgilere inanmayıp kendi içlerinde güven hissedemezlerse, bu işi her an her yerde hızlı uygulamalar yapabilen teknolojilere sahip olan totaliter rejimlerin yapması için mecbur kalırlar. Bu yol ilerisi için oldukça tehlikeli, umarım insanlık olarak bu yolu tercih etmeyiz.”



ARŞİV YAZILAR