21. YÜZYILIN PETROLÜ: SU
Küresel iklim değişimiyle birlikte su kaynakları üzerindeki baskı her geçen yıl artıyor. 2040 projeksiyonları özellikle Orta Doğu ve Doğu Akdeniz havzasında su stresinin hızla büyüyeceğini gösteriyor.
Su artık yalnızca çevresel bir mesele değil; ekonomiden gıda güvenliğine, göçten ulusal güvenliğe kadar birçok alanı doğrudan etkileyen stratejik bir kaynak haline geliyor.
Bu konunun yalnızca teorik bir tartışma olmadığını özellikle vurgulamak gerekir.
Akademik hayatımın bir döneminde Tarsus Toprak ve Su Araştırma Enstitüsü’nde yaklaşık beş yıl araştırma mühendisi olarak çalıştım. Bu süreçte su kaynakları, tarımsal üretim ve toprak yönetimi üzerine araştırmalar yürüttüm.
Sahada yapılan gözlemler ile bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu tablo bugün daha net görülmektedir: Su yönetimi artık ertelenebilecek bir mesele değildir.
Su stresi, bir bölgede su talebinin mevcut temiz su kaynaklarını aşması ya da su kalitesinin kullanımını engelleyecek kadar bozulmasıdır. Hızlı nüfus artışı, sanayileşme ve iklim değişikliği nedeniyle bugün birçok bölgede şehirleri ve tarım alanlarını kuşatan bir krize dönüşmektedir.
Bu krizin en önemli etkilerinden biri gıda güvenliği üzerinde görülecektir. Dünyadaki tatlı suyun yaklaşık yüzde 70’i tarımda kullanılmaktadır. Bu nedenle suyun azalması üretimi düşürmekte, üretimin düşmesi ise gıda fiyatlarını yükseltmektedir. Bu durum yalnızca yoksul ülkeleri değil, küresel tedarik zinciri üzerinden tüm dünyayı etkileme potansiyeline sahiptir.
Su aynı zamanda sanayi ve enerji üretimi için de temel bir girdidir. Bu nedenle su kaynaklarındaki azalma ekonomik büyüme üzerinde de baskı oluşturacaktır.
Özellikle Orta Doğu bölgesi su stresi açısından dünyanın en kırılgan bölgelerinden biridir. 2040 projeksiyonları bu bölgede su stresinin daha da artacağını göstermektedir. Türkiye de bu coğrafyanın bir parçası olarak bu riskten muaf değildir.
Türkiye su kaynakları açısından zengin bir ülke değildir. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı bakımından Türkiye su fakiri ülkeler sınırında yer almaktadır. Üstelik Türkiye’nin çevresinde bulunan birçok ülke zaten su fakiri durumundadır. Bu nedenle su yönetimi Türkiye için stratejik bir konudur.
Türkiye’de su yönetimi konusunda önemli sorunlar bulunmaktadır. Konya Ovası’nda son yıllarda ortaya çıkan obruklar yer altı su kaynaklarının hızla azaldığını göstermektedir. Kontrolsüz yer altı suyu kullanımı birçok havzada su seviyesinin düşmesine yol açmaktadır. Bazı göllerin küçülmesi ve kuruması da bu sürecin bir parçasıdır. Yağışların azalması ve düzensizleşmesi sorunu daha da büyütmektedir.
Ormanlar ve Su Kaynakları
Su krizini konuşurken çoğu zaman gözden kaçan bir diğer konu da ormanların ve doğal alanların korunmasıdır. Ormanlar su döngüsünün en önemli unsurlarından biridir.
Türkiye birim alanda odun üretiminde dünyada 5. sırada, toplam üretimde ise 14. sırada yer almaktadır. Bu durum üretimin arttığını gösterirken ekosistem üzerindeki baskının da arttığını düşündürmektedir.
Son yıllarda hızla artan maden ruhsatları ve enerji projeleri de orman alanları ve su havzaları üzerinde baskı oluşturmaktadır. Bu durum hem ormanları hem de su kaynaklarını etkileyebilmektedir.
Türkiye bu tablo karşısında zaman kaybetmeden önlem almak zorundadır. Su yönetimi artık yalnızca çevresel değil aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir konudur. Bu nedenle Su Bakanlığı kurulmalı, Toprak ve Su Araştırma Enstitüleri yeniden güçlendirilmeli ve yer altı su kaynakları için ulusal bir veri tabanı oluşturulmalıdır.
Bugün petrol için yaşanan jeopolitik rekabetin gelecekte su kaynakları üzerinden yaşanmayacağını kimse garanti edemez.
Dünya dün petrol için rekabet etti, yarın ise su için rekabet edecek.
