Prof. Dr. Erkan Aktaş 

Prof. Dr. Erkan Aktaş 

At eti skandalı mı, tarımın yapısal krizi mi?


Geçtiğimiz hafta Mersin’de ortaya çıkan ve kısa sürede Türkiye gündemine oturan at eti olayı, doğal olarak kamuoyunda büyük bir tepkiye yol açtı. Bir yarış hayvanının çipinden yola çıkılarak kaçak kesimin ortaya çıkarılması, gıda güvenliği açısından önemli bir gelişmeydi. Çünkü tükettiğimiz gıdanın ne olduğunu bilmek en temel haklardan biridir.

Ancak bu olayın yalnızca bir “skandal haber” olarak ele alınması, meselenin asıl boyutunu görmemizi engelliyor. Çünkü ortada sadece bir at eti meselesi yok. Aslında bu olay, Türkiye’de tarım ve hayvancılık sektöründe uzun süredir biriken yapısal sorunların görünür hale gelmesinden ibaret.

Türkiye’de gıda güvenliği sadece et sektöründe değil; bitkisel üretimde, hayvansal üretimde ve işlenmiş gıda sektöründe de ciddi bir sorun alanı oluşturmaktadır. Denetim eksikliği, kayıt dışılık, örgütsüz üretim ve üretim maliyetlerindeki artış bu sorunların temel nedenleri arasında yer almaktadır.

Kırmızı et meselesi ise bu tablo içinde ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır. Geçtiğimiz yıl da yazdığım gibi Türkiye’de kırmızı et fiyatları dünya ortalamalarının üzerindedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verilerine göre dünya ortalamasında kırmızı et fiyatı kilogram başına yaklaşık 16–17 dolar seviyesinde seyrederken, Türkiye’de bu rakam 20 doların üzerine çıkabilmektedir. Bu durum Türkiye’yi, alım gücü daha düşük olmasına rağmen yüksek et fiyatlarına sahip ülkeler arasına sokmaktadır.

 

Peki Türkiye’de et neden bu kadar pahalı?

Bunun tek bir nedeni yok. Mera alanlarının giderek daralması, mera hayvancılığının zayıflaması, yem üretiminde dışa bağımlılık, girdi maliyetlerinin sürekli artması ve işletmelerin küçük ölçekli yapısı önemli faktörlerdir. Ancak bana göre en kritik meselelerden biri hayvancılık yapan insan sayısının giderek azalmasıdır.

Kırdan kente göç Türkiye’de özellikle genç nüfus üzerinden gerçekleşmektedir. Köylerde kalan nüfus yaşlanmakta, hayvancılık gibi emek yoğun faaliyetleri sürdürecek insan sayısı her geçen yıl azalmaktadır. Bu durum üretimin azalmasına ve maliyetlerin artmasına yol açmaktadır.

Öte yandan sektörün örgütsüz yapısı ve kayıt dışı faaliyetlerin yaygınlığı da sorunu büyütmektedir. Kaçak kesimler, kayıt dışı üretim ve yetersiz denetimler hem gıda güvenliği açısından risk oluşturmakta hem de piyasada haksız rekabet yaratmaktadır.

Yüksek fiyatların oluştuğu bir piyasada ise bazı aktörlerin daha fazla kazanç elde etmek amacıyla farklı yöntemlere başvurduğu görülmektedir. Kimi zaman farklı hayvan etlerinin karıştırılması, kimi zaman da piyasaya uygunsuz etlerin sürülmesi bu nedenle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenle Mersin’de ortaya çıkan olay aslında tek başına bir “at eti skandalı” değildir. Bu olay, Türkiye’de kırmızı et piyasasının karşı karşıya olduğu büyük yapısal sorunun küçük bir yansımasıdır.

Öte yandan bu tür olaylar ortaya çıktığında tüm sorumluluğu tek bir kuruma yüklemek de doğru değildir. Belediyeler veya kamu kurumları et alımlarını Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından denetlenen işletmelerden yaptıkları sürece prosedürü yerine getirmiş sayılırlar. Eğer bu denetim sisteminin dışında bir sorun ortaya çıkıyorsa, bu durum yalnızca bir kurumun hatası olarak değerlendirilemez.

Elbette kamu kurumları eleştirilebilir ve eleştirilmelidir. Denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, tedarik süreçlerinin daha şeffaf hale getirilmesi ve gıda güvenliğinin daha sıkı takip edilmesi gerekir. Ancak eleştiriler yapılırken de meselenin bütününü görmek gerekir.

Bugün Türkiye’de asıl konuşmamız gereken konu tekil skandallar değil; tarım ve hayvancılığın yapısal sorunlarıdır.

Mera alanlarının korunması, yem üretiminde dışa bağımlılığın azaltılması, üreticilerin kooperatifler ve birlikler aracılığıyla örgütlenmesi, küçük işletmelerin ölçek sorunlarının çözülmesi ve etkin denetim sistemlerinin kurulması bu sürecin temel adımlarıdır.

Aksi halde bugün at eti üzerinden tartıştığımız sorunlar yarın başka bir başlık altında yeniden karşımıza çıkacaktır.

Kısacası mesele bir skandalın ötesinde, Türkiye’de tarımın ve hayvancılığın yeniden düşünülmesi gereken bir döneme girdiğinin işaretidir.



ARŞİV YAZILAR