Ali Adalıoğlu

Abim, arkadaşım, yoldaşım, canım...


Dünyanın değişmez kuralıdır.

İnsan doğar, yaşar ve ölür!

Bunu engellemenin yolu yoktur!

Doğrusu da budur.

Yoksa dünya ne hale gelirdi düşünmek bile istemiyorum!

“Ölümün yüzü soğuktur” derler!

Doğru söylerler!

“Allah sıralı ölüm versin” derler.

Ama bazen öyle olmaz!

“Ecel geldi bedene baş ağrısı bahane” deyişindeki gibi sıra bozulur.

Çünkü, yaşamla ölüm arasında çok ince bir çizgi vardır.

Bu çizginin ne zaman kırılacağını kestirmek veya bilmek zordur!

Bu nedenle kader dediğimiz yazgıya inanır gideriz!

*

 

 

 

Bayram öncesi canım ağabeyim Murat İlker’i kaybettim.

Bayram öncesi verilen kayıplar insanı daha bir sarsıyor ve üzüyor.

Başa gelen çekilir, yapacak bir şey yok.

80 yaşına girecekti.

Kendimi bildim bileli ağabeyden çok yoldaşımdı.

Yıl 1956 annemi yitirdiğimizde ben 6, abim 10, kızkardeşim Leyla 3 yaşındaydı.

Üç çocukla kalan babam tabii ki tekrar hayat arkadaşı buldu. Ailemiz Tamer, Caner, Ayşegül kardeşlerimle büyüdü.

Sonrası yaşam mücadelesi.

Abimle hem okuduk hem çalıştık.

Yapmadığımız iş kalmadı.

Hep koruyucum hem  kollayıcımdı.

Prensip sahibiydi, titizdi!

Saygılıydı, sevecendi.

Sonrasında zaman su gibi akıp geçti.

1966 yılında yolları  can yengem Nursen Adalıoğlu ile keşişti.

Sonrası evlilikle noktalandı.

Ardından Tolga ve Cem dünyaya ‘merhaba’ dedi..

1974 yılında gurbetçi olarak Almanya’nın yolunu tuttu.

40 yılı aşkın süre çalıştı.

Evlatlarını aslanlar gibi yetiştirdi.

Onların mürüvetini gördü.

Ve tekrar Mersin’e döndü.

Her şey yolundaydı.

Kaybettiğimiz gün telefonla aramıştım.

 Bana küçük yeğenin Cem ve kızı Mila’nın bayram sonrası Mersin’e geleceğini müjdelemişti.

Çok mutluydu.

Nereden bilebilirdim ki bu görüşmenin abimle son görüşmemiz olacağını!

Aynı akşam 19.25 sularında yengemin çığlık çığlığa telefonu geldi.

- Ali yetiş!

112 Acil Servis benden önce yetişmişti.

Namazını kılmış, dua sonrası fenalaşmış.

Belli ki kalp krizi geçirmişti.

Tıpkı babam gibi.

Sağlıkçı kardeşlerim ellerinden geleni yaptı.

Baktık geri dönmüyor, hastaneye yetiştirdik.

Orada da olmadı.

İnatçıydı, geri dönmedi!

Ve bayram öncesi bize veda edemeden gitti canım abim!

*

Sözün ÖZÜ;

 

Yaşam kadar ölümün de gerçek olduğunu iyi bilirim!

Çok arkadaşımı, çok dostumu  toprağa verdim.

Babamı 24 yıl önce, küçük kardeşim Tamer’ i de 8 yıl önce.

Hep aynı illetten.

Kalpten!

Abim de geleneği bozmadı.

Sıra kimde bilinmez.

Hepimiz yolcuyuz bu dünyada!

Bildiğim tek şey ölümün yaşı yoktur.

Her ölüm erken ölümmüş meğer!

Onu da yeni öğrendim!

Kusura bakmayın dostlar.

Bugün köşemi kendime, aileme ayırdım.

Canım yoldaşım abime veda edeyim...

Acı günümüzde bizi yalnız bırakmayan dostlarımıza teşekkür edeyim istedim.

Cenaze törenine bizzat katılan, zor günümüzde bizi yalnız bırakmayarak destek olan başta Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, İlçe Belediye Başkanları Abdullah Özyiğit, Abdurrahman Yıldız, Ahmet Serkan Tuncer, Ali Boltaç, İl Emniyet Müdürü İdris Yılmaz, STK Başkanları ve tüm dostlarıma sonsuz teşekkürler.

Tabii ki 37 yıldır ailem gibi olan MDTO Başkanı Cihat Lokmanoğlu, Meclis Başkanı Jozef Atat, yönetim kurulu ve meclis üyeleri ile tüm çalışma kardeşlerimi de unutmadan!

Varlıklı olmak güzel şeymiş.

Bir kez daha gördüm ki o da parayla pulla olmuyor.

Ancak ve ancak dostlarla oluyor!

İyi ki varsınız!

 

Son Söz canım abime...

Bize veda etmeden gittin ya, canın sağ olsun.

Güle güle can  yoldaşım, mekânın cennet olsun.



ARŞİV YAZILAR