Ergün Parlat

Ergün Parlat

ANIMSA BU ŞARKIYI


Uzun yolların sonunda pek az insan aradığını bulabilmiştir.

Bazı kediler ansızın yok oluverir. Ardında ve sahibinin yüreğinde bir boşluk bırakarak.

Bazı dostlukların süresini de siz belirleyemiyorsunuz. Hiç istemeseniz de yarım kalıyor bazı arkadaşlıklar.

O cefakar kadınlar ise bizim annemizdi. Küçük, yaralı defneler gibi, hep kendilerini sağaltmayı bilirlerdi. Zaten tohumlar da kayalıklara serpilerek yeşermez mi?

Bir insanı uyandırabiliriz, ancak gördüğü düşler kendisinin olarak kalacaktır. Bir insanın ‘içinde öldüğü’ düşler görmesi ne kötüdür.

Ruhunu yitiren bir insan ise, gittikçe uzaklaşırmış kendinden.

***

 “Bir yaralı kanat mıdır kumlarda sürüklediğin

Yoksa dalgalar mı arkandan gizlice vuran?”

Lütfi Özkök

***

Doğduk, öleceğiz. İşte bizim sonsuzluğumuzun boyutu bu kadar.

Yolların kıyısında görüp beğendiğimiz, imrendiğimiz tüm çiçekleri toplayamayız ki. Çünkü her istediğimiz yerde treni durdurup aşağıya inemeyiz.

Hep bir şeyler eksik kalmıştır çocukluk aşkınızda. Yüreğinizle ciğerlerinizi yerinden söküp çıkarırlar, sonra da “Böyle yaşamaya devam et!” derler. Bazı soruların yanıtlarını ise asla öğrenemezsiniz.

Bazı yolculukların sonu yokmuş. Ama biz bunu bilemedik. “Hangisi?” diye sorarsan; örneğin “Hiç başlanamamış olanlar” derim. 

Karanlık ve sessizlik. Ayrılmaz iki kadim dost. Her zaman birlikte gelirler odamıza geceleri. Sonra…. Çok iyi biliyorsunuz; yalnızca sesimiz, soluğumuz, ışığımız değildi bir şehrin, karanlığın, sessizliğin ezdiği.

Küçücük mavi çiçekleri nazlı nazlı titreşirken görürsün rüzgarın önünde, uçurumlarda. Hep böyle mutlu olduklarını sanırsın. Oysa onlar da savaşmak zorunda hayatta kalabilmek için. Kaçımız kendimiz olmayı başarabildik ki her zaman?

Eski evlerin duvarları herkesin okuyamayacağı öyküler barındırıyor. Ve insanlar da açığa vurduklarından çok, gizledikleriyle sizden bir şeyler koparmaya çalışıyorlar.

Ve insan en çok kendisine acıyor bu hayatta, başkasına değil. Kullanılmaları için, ucuza gitmeleri için, peşi bir türlü bırakılmadığı için, yetişemeyenlerin kendi düzeylerine çekmek amacıyla aşağıdan asılıp durmaları için. Layık görülmedikleri için. Çok erken, zamansız uyandırıldığı düşlerine döktüğü gözyaşları için. İçin, için, için.



ARŞİV YAZILAR