Yaşar Öztürk

Yaşar Öztürk

BACON’UN MİRASI


Aklımız bizi yeryüzünde canlı cansız her şeyden ayıran en büyük gücümüz ve özelliğimizdi. Buhar gücü, demiryolu derken geldik akıllı binalar, akıllı telefonlar, yapay zekâ çağına. Aklımızı yitirirken aklıma insanlığı aklını kullanmaya çağıran ise büyük düşünür Francis Bacon geldi. Onu 400 yıl önce 9 Nisan 1626 yılında yitirdik.

 

Bacon’un babası, Kraliçe Elizabeth’in ilk yirmi yıllık saltanatı döneminde Adalet Bakanı’ydı. Oğlunun eğitimini bizzat kendisi üstlenen annesi, İngiltere’nin en güçlü kadınlarından biriydi. Seçkin bir Tanrıbilimci ve mektuplaşmak zevki için Yunanca öğrenen dilciydi. Bacon 13 yaşında gönderildiği Cambridge’deki eğitime daha doğrusu eziyete üç yıl dayanabildi. Aristo’ya bağlı kalmanın doğru olmadığını ve felsefeyi daha verimli bir düzeyde ilerletmek gerektiğini; Skolastik felsefenin boşluğunu ve kısırlığını ilan ettiği 16 yaşında kendisine Fransa’daki İngiliz elçiliğinde bir görev verildi. Bu işi çok düşündükten sonra kabul etti: “İnsanlığa hizmet etmek için doğduğumu düşünerek, kendimi büyük insanlık ailesinin mutluluğuna bağlamakta kamu hakkı bulunduğuna inanmış ve bu özgürlüğün, hava ve suyu kullanma gibi, herkese açık olduğundan insanlara en yararlı olabilmenin ne olabileceğini incelemiştim. Doğanın bana özel olarak vermiş olduğu şeyin neye yarayabileceğini düşündüm ve insan türüne yapılabilecek hizmetin, keşifler yapmak, yaşamı güzelleştiren sanatların büyük alanında çalışmak olduğunu anladım(…) Ne yenilere karşı fazla bir bağlılık, ne de eskilere karşı körü körüne hayranlık hissediyordum. Özet olarak, her yalandan nefret ediyordum. Benim tabiatımla gerçek arasında herhangi bir birliğin ve bağın bulunduğuna hükmediyordum. Bununla birlikte, gerek doğuşum, gerek aldığım eğitim dolayısıyla resmi işlere alıştırılmıştım.

 

İçine atıldığı yaşam birden değişti. 1579’da tüm servetini kendisine bırakmak niyetindeki babasını, yardımına en muhtaç olduğu bir zamanda birdenbire kaybetti. Babasından yoksun bir yetimdi, aile serveti büyük kardeşine kaldığından yoksuldu. Düştüğü yaşama alışmak ona zor geldi. Ekmeğini kazanmak için hukuk öğrenimine başladı. Avukatlıkta çok ünlendi. Kraliçe konseyine olağanüstü avukat oldu. Bu, maddi açıdan çok, şeref ve ün getiren bir görevdi. Hukuk profesörlüğüne getirildi ancak onun yüreğinin gitmek istediği alan felsefeydi. Bilim aşkıyla servet kazanma hırsını uzlaştırarak rahat çalışabilmesine yardım eden bir iş buldu. Kişilerin ve grupların yardımını alamadı ama halkın desteğiyle parlamentoya seçildi. Çok memnun kalan seçmenleri her seçimde onu yeniden seçiyorlardı. Hemşerilerinin yardımıyla Avam Kamarası’na üye seçildi. Bu mecliste de öylesine etkili, hicivli, açık ve güçlü bir belagatle konuşuyordu ki izleyenleri büyülüyordu. Dinleyenler, konuşmasının sona ereceğinden üzülürdü. Kraliçe Elizabeth’in sevdiği ve yüksek bir nüfuza sahip olan Essex Kontu Bacon’a muhteşem bir malikâne armağan etti. O da dünden bugüne elden düşmeyen “Denemeler” kitabını yayımladı. Shakespeare’in oyunları, şiirleri ile anlatamaya çalıştığı “doğru düşünceler, pratik yararları olan öğütler” bu kitapta düzyazı olarak belirdi. Hatta kimileri yaşamının gizemli, karanlıkta kalan bölümlerinden dolayı Shakespeare’in yapıtlarını yazanın aslında Bacon olduğunu ileri sürdü.

 

Kraliçenin gözdesi talihsiz Essex kontu, ümitsizliğe düşerek Elizabeth’i zehirleyip yerine bir başkasını kraliçe yapmak istedi. Bacon, ona engel olmaya çalıştı. İkilemde kalan Bacon, sadakatle bağlı olduğu kraliçeye sorunu bildireceğini yazdı. Essex Kontu, buna karşın darbesini denedi. Fakat başaramadı, yakalandı. Bacon, onu kraliçeye karşı o kadar başarıyla savundu ki, Kraliçe ondan “başka şeylerden söz etmesini” istedi. Geçici olarak serbest bırakılan Essex Kontu, topladığı askerlerle Londra üzerine yürüdü ve halkı isyana teşvik etti. Bunun üzerine Bacon, bu eski dostuna öfkelendi. İpten kurtardığı Essex Kontu yakalanarak idam edildi. Bacon’un bu kararda önemli rolü olduğu söylendi. Essex Kontu’nu yeniden kurtarmadığı için düşmanları çoğaldı. Bacon’un aşamadığı kandırılmaz tutkuları vardı. Parayı ve iktidarı da felsefe kadar seviyordu. Müsrifti; kırk beş yaşındayken evlendi. Yaptığı muhteşem düğünün masrafı, onu fazla borçlandırdı. 1598’de bu yüzden tevkif edildi. Fakat bu durumdan kurnazca kendisini kurtardı. Başsavcı, şansölye oldu. Dost biriktireceğine düşmanını çoğalttı. Üstelik düşmanlarını fazla hırpaladığı için ona karşı kin ve nefret artı. İftiralara da uğradı. Kraliçe sağ olduğu sürece ona kimse dokunamadı. Umut bağlanan yeni kralın bilime karşı ilgisi çoktu. Parlamentoda yaptığı konuşmalarda, kaleme aldığı yazılarda kralın İskoçya ile İngiltere’yi birleştirmek; din uzlaşmazlıklarına son vermek düşüncesini savundu. Krala adadığı bir Latince kitap yazdı. Bir filozof olarak ilk ününü oluşturan; insan bilgisinin yetkinliği ve artması için gereken araçları gösteren bu yapıtla düşmanlarının tüm ithamlarını parçaladı. Böylece, kralın sevgisini fazlasıyla kazandı. Güç ve itibarı en yüksek dereceye çıktı. İşte yaşamının bu en yüksek döneminde, beklenmedik bir suçlama yüzünden ağır bir felakete uğradı. Yaşadığı dönemde İngiliz hakimleri rüşvet almaktan çekinmiyor, bazı memuriyetler parayla satılıyordu. Ticaret işlerinde otoritelerini kendi çıkarları hesabına kullanan kişiler vardı. Bacon toplumunun bu çeşit aşağılıklarından kendisini kurtaramadı.

 

Kralın mührünü, yasal olmayan işlerde kullanan büyük koruyucularının hazinelerini dolduran Bacon halkın nefret ve öfkesini harekete geçirdi. 1621’de yeni hoşnutsuzluklar yüzünden tekrar seçilmiş olan parlamento, Bacon’ın bütün kötülüklerine bir son vermek istedi. Lortlar Kamarasında, kendi aleyhinde bir tartışma açılacak olursa kralın da suçlanacağından korkarak kendini savunmaktan vazgeçen Bacon, kral meclisinde “İngiltere’ye elli yıldan beri gelmiş olan hakimlerin en doğrusu benim. Fakat iki yüzyıldan beri parlamentonun verdiği hükümlerin en haklısı da budur” diyerek suçu kabul etti. Kralın mührü elinden alınan, para cezasına mahkum edilen Bacon Londra kalesine hapsedildi. Kral onu, parlamentonun ısrarına rağmen korudu. Cezaevinde iki gün kaldıktan sonra çıkarıldı. Ödemeye mahkum olduğu para cezasını da kral ödedi. Özgürlüğünü kral sayesinde kazandı ama bir daha iktidar mevkiine gelemedi. Ölümüne dek son beş yılını, tatmaya hiç de alışmadığı bir sefalet içinde fakat Deha’sının en yüksek yapıtlarını vermek suretiyle geçirdi.

 

Londra’da salgın vardı. 1626 yılı Nisan başlarında yanında doktor bir arkadaşıyla birlikte at arabasında yolculuğuna çıkan Bacon yol üzerindeki kalın kar tabakasını görünce aklına yeni bir deney yapmak geldi. “Acaba kar da etin bozulmasını tuz kadar iyi önleyebiliyor muydu?” Arabayı bir evin önünde durdurdu, oradan ev sahibesinin kesip içini boşalttığı tavuğu aldı. Sonra buz gibi havada yere çömeldi, tavuğun içini karla doldurdu. Bu iş hayli uzun sürdü, Bacon da bu arada soğuk aldı. Doktor arkadaşıyla birlikte bir süre daha yolculuklarına devam ettikten sonra, fenalaşan Bacon arkadaşları olan ancak Kralı kızdırdığı Londra Kulesi’ne hapsedilen dostunun şatosuna konuk oldu. Tavuk deneyi onun haklı olduğunu gösterdi. Soğuk tavuğun bozulmasını önledi ama hizmetkârların tüm çabalarına karşın Bacon 400 yıl önce 9 Nisan 1626 günü soğuk algınlığından, bronşitten “Ruhumu Tanrı’ya, cesedimi karanlık mezara ve adımı, gelecek yıllarda yabancı uluslara miras bırakıyorum” diyerek yaşama veda etti. Ama yapay zekâya inat… Aklın gücüyle…

400 yıl sonra Bacon’un insanlığa miras bıraktığı adı, ruhu ve düşüncesi İçel’de yaşıyor.



ARŞİV YAZILAR