Ergün Parlat

Ergün Parlat

SIRADA NE VAR?


Evetçiler ile sepetçiler sorumlu çektiklerimizden. Az gelişmiş ya da geri bıraktırılmış ülkelerin yanında; sıkışmış, çıkış yolları kapanmış insanlar da sanal piyasa koşullarında ekonomileri manipüle edilerek, kaynakları emilerek borç batağına sürükleniyor.

 ‘Herkesin fırtınası kendine yeter ortasında kaldığı,’ diyoruz da, neler de yakıştırıyorlar insana. Senin kişiliğinle, düşündüklerinle asla örtüşmeyen.

Sağımızda solumuzda ne kadar çok intikam meleği var. Ne çok yıpranmış yüz.

Eylemler adaletsizliği durduramasa bile direnmeyi sürdürmek gerek.

Kimileri “oyun başladı” diyorlar. Bitmiş miydi ki?

İticiler sıkıcıdırlar da. Son derecede. Neden böyle olduklarını bilmezler. Kendilerini düzeltmeye de çalışmazlar. Kendileriyle gurur duyarlar.

Şans meleği, zayıflara pek şans tanımamasıyla ünlüymüş. Taşların bile belirli bir düzeyde merhameti var. Ya insana insanın?

Seni önce yerin dibine gömerler, sonra da; “Son zamanlarda pek ortalıkta görünmüyorsun, hayırdır?” diye sorarlar.

Erdem Erçin’e göre; “Bazen her şeyi yıkıp geçmektir yeni bir başlangıcın sırrı”.

Yoksulların, emekçilerin hayatın tüm alanlarına katılabilmesi için yalnızca yasal düzenlemeler yetmiyor. Aynı zamanda toplumun da bu sorunu içselleştirmesi gerekiyor.

İçinde yaşamak zorunda bırakıldığımız tüm bu boğuntu ortamlarına baktığımızda, aslında takım elbise giyip kravat takan, şapka giyen pek çok kafanın içindeki örümcek ağının hala çözülmemiş olduğunu görüyoruz.

“Ne kıvanç verici bir şeydir bir dev gücüne sahip olmak. Ne acımasızca bir şeydir onu bir dev gibi kullanmak” demiş William Shakespeare. Ne güzel söylemiş.

***

Ekonominin güncel durumuna baktığımızda; sektörel güvenin yanı sıra biz tüketicilerin güven endeksinin de yerinde saydığını görüyoruz. Belirsizlik ortamındayız. En ivedi gereksinimlerden biri önümüzü görebilmek.

***

Görüldüğü kadarıyla; cehenneme gitmek için mutlaka ölmek gerekmiyor.

Bir aydının, bir sanatçının, bir gazetecinin gelmekte olan tehlikeyi en erken sezen kişi olması gerekir.

Şair ve yazar İbrahim Nasrallah şöyle der: “Yaratılan en kötü canavar insandır. İnsanın yarattığı en kötü canavar ise savaştır.”

Yürürsünüz, yürürsünüz. İleride yol ikiye ayrılır. Birini seçersiniz. Bu yolda ilerlemeye koyulursunuz. Ancak bu yolu sonunda sizin neyin beklediğini bilemezsiniz ki. Sonuç olarak ömür de bitinceye kadar devam etmez mi?

Giriştiğimiz bir rekabet ya da mücadele sonunda bizi yenen rakibimiz için ‘kahraman’ sıfatını asla kullanmadığımız gibi, aynı zamanda onun “yiğitçe” savaştığını da kabullenmeyiz. Tam tersine, yenildiğimiz bu kavgada bize büyük bir haksızlık yapıldığını bütün gücümüzle savunuruz.



ARŞİV YAZILAR