YANGINDA SON KURTARILACAK
Sabahla aydınlığın yanı sıra, geceyle karanlığı da bize getiren yine Güneş’in kendisi değil midir?
Çevrenize bir bakın. Her şey sert, siyah, karanlık.
“Hayır!” yanıtı aldığınızda kendinizi mi, onu mu yoksa başkalarını mı suçlamalısınız?
Vahşi kapitalizm, değer verdiğimiz her ne varsa silip süpürmüyor mu? Günümüzde bankaların karları kutsanmıştır. Kuşatma içinde büyümüş çocuklar, ömürlerinin kalan bölümünde normal bir yaşam sürebilirler mi sizce? Üstelik, yoksulların arasında da kazananların ve kaybedenlerin bulunabildiğini gözlemliyoruz.
“Çıkış nerede?” diye sormak yok. Çıkış yolunu biz, kendimiz yapacağız.
Kimi zaman sessizliğin, sözcüklerden daha yüksek sesle konuştuğunu duyarsın.
***
Yatırım değil, tüketim artıyor. Yani ithalat.
Biz insanlar, bize zarar verenlere hayranlık duymaktan vazgeçmediğimiz sürece…… Cümlenin kalan kısmını siz tamamlayın.
Bir gün gelip de aşırı düzeyde kirlenmesi nedeniyle bu gezegeni terk ettiğimizde, taşınacağımız yeni gezegeni de kirletmeyeceğimizin bir güvencesi var mı?
Başka? İklim değişikliği, ormanların yok edilmesi, hızlı kentleşme, sınır aşan göçler.
Üzerinde yapılan/yaşanan bunca haksızlık ve zulümlere karşın, dünyanın hala dönüyor olup dağılmaması sizce de bir mucize değil midir?
Dışarıdan biri olmayı başardığımızda, olup bitenlerin iç yüzünü görmeyi de başarabiliriz, değil mi?
Sizin de hiç denizlerinizin boğulduğu oldu mu içinizde?
Kente göçmek zorunda kalmış köylü ile kente taşınmış köylülük aynı şey değil.
Zeki olmanın kötü yanı neymiş biliyor musunuz? Sonraki olayları önceden sezebilmek. Yani sürpriz yok, serüven yok. Ne sıkıcı bir hayat. Bunu kim ister ki?
Anthony Burgess “Otomatik Portakal” isimli romanında; “Bugünlerde kitap taşıyan birini görmek gerçekten göz yaşartıcı” demiş. Bir Japon, yılda yedi kitap okuyormuş. Bizde? On iki bin kişiye yılda bir kitap düşüyor. Vah! Vah!
İnsanoğlu yaşadığı sürece ışığa doğru olan koşusunu hep sürdürüyor. Ancak yüreğinin bir köşesine yerleşmiş olan karanlığı ne yaparsa yapsın hiç ışıtamıyor. Burada ödül yok, övgü yok, teşekkür yok. Harcadığınız emeklerinizin karşılığını tam olarak alabileceğiniz bile kuşkulu.
Yoksul insanın dürüst ve onurlu olduğunu kanıtlaması gerçekten çok daha zor oluyor. Bir katilin gözlerinin içine bakabiliyorsunuz, ama onu cezalandırmaya gücünüz yetmiyor. Bana, insanüstü insanlık dışılıklara hiç tanıklık etmediğinizi söylemeyin sakın.
Amerika’ya imrenmeyen insan pek az. Ama oradaki seçmenlerin başkanlarını seçerken çok fazla özenli davrandıkları söylenemez.
Hayatta yapmak zorunda kaldığınız en zor işlerden biri, önemsiz insanlara önemli kişilermiş gibi davranmak zorunda kalmanız. Bir resmi, bir fotoğrafı çerçeveletip odanızın başköşesine asarsınız. Yıllar sonra torunlarınız o çerçeveli resmi ya bodrumda ya da çatı katında tozlar ve örümcek ağları içinde bulacaklardır.

