YİTİK YANILSAMALAR
Ne çekilmez ne dayanılmaz ne can sıkıcı bir şeydir. Pek de kısa sayılmayacak bir yolculuğun sonunda vardığınız yer sizde düş kırıklığı yaratmıştır, orada olmak istemiyorsunuzdur.
Yaşadıkları yüksek tatmin ve haz duygularıyla bizleri imrendiren bedenlerin acaba yerlerde sürüklenen, çürümüş ruhları olabilir mi diye aklımıza geliyor mu?
Aklından geçenleri söyleyip durursan, seni hep eleştirmekten geri durmazlar.
Dürüst, alçak gönüllü, aynı zamanda patron olmanız beklenir. Peki nasıl olacak bu?
Hayatımızın çizgisi beklediğimiz gibi ilerlemiyor, bu kesin. Düşünün; dalgalı bir denize giriyorsunuz, ama kulede bekleyen cankurtaranın kör olduğundan haberiniz yok.
Bir delikanlı iken; kırılmış sızlayan bir yürek, yaşlı gözler ve uykusuz gecelerle yasını tuttuğumuz sevgililerimiz şimdi neredeler?
***
Biz birer delikanlı iken, mahallemizde Canan isminde bir kız vardı. Gözlüklü, şirin, cana yakın bir kızcağız. Lise çağlarında. Ne zaman bizim dükkanın önünden geçse, bizim yaramaz çocuklar;
“Bitlis’te beş minare beri gel Canan beri gel,
Yüreğim dolu yare beri gel Canan beri gel”
diye ona bakarak türkü söylerlerdi. Canan onlara hiç kızmaz, zaman zaman kaçırdığı gözleriyle onlara muzipçe gülümseyerek kendi yoluna giderdi.
***
Bugüne dek, içimizi mutlulukla, sevinçle, coşkuyla, neşeyle dolduran pek çok başarı kazandık, değil mi? Peki bugün bu büyük başarılarımızdan kaçını anımsayabiliyoruz. Sonra, kazandığımız her başarının bizi daha yüksek basamaklara taşıdığına inanıyorduk. Şimdi çok yüksek bir yerde miyiz yoksa çevremizdeki diğer insanlarla eşit bir yerde miyiz?
Biz insanlar, her davranışımızla dünyayı daha iyi bir yere taşıdığımıza inanırız. Peki, açlık, yoksulluk, savaşlar niçin var? Durup dururken insanlar niçin öldürülüyor. Suç, suçlu, hapishaneler niçin var? Bir an gelir, artık insanların orada, bir yerde durmaları gerekir, ama onlar durmazlar.
İnsan yenilmek istemez, ama yenilir. Yitirmek istemez, ama yitirir. Hastalık istemez, ama hastalanır. Zenginlik ister, ama yoksul kalır. Yaşlanmak, ölmek istemez, ama yaşlanır ve ölür.
Özlediğimiz, ama hiçbir zaman kavuşamadığımız şeylerimizle birlikte mezara gömüleceğiz.
Siz derdinizi anlatmak için sözcükleri özenle seçersiniz, ama insanlar yine de anlattıklarınızı kendi bildikleri gibi anlarlar.
Uçurtmaların sonu; bir ağaca, bir telefon ya da bir elektrik direğine takılıp kalmak değil midir?
Ruh ikiziymiş. Peh! Koca bir yalan. Öyle bir şey yok.

