Ergün Parlat

Ergün Parlat

KONFORLU ALANLAR


Kulaklarına doğru zamanın geldiği fısıldandığında, düşünmeden saldırırlar. Aslında onların da gerçek dostları yok biliyor musun? Sırtlarının okşanması onların ödüllerinden yalnızca biri.

 Aptalca kullanıldığımızı anladıktan sonra bile kendimizi kullandırtmaya niçin devam ederiz ki? Tatlı ve güzel görünen insanların da gizledikleri sırları vardır. Üstelik bu sırlar hiç de duymak istemeyeceğiniz türden; çirkin, ürkütücü, ürpertici, itici, bir daha böyle bir şey asla olmamalı diyeceğiniz özelliklerde olabilir.

Bizi dizlerimizin üzerine çökmüş olarak görmek için yanıp tutuşanların sayısı bir elin parmaklarını geçmeseydi keşke. Ama öyle değil biliyorsunuz.

Düşünüzde kendinizi ufak sudan sıkışmış görürsünüz. Ama her ne hikmetse, koşa koşa arayıp bulduğunuz lavaboların tamamı ya doludur ya kapısı kilitlidir ya da o lavabo ansızın bir banyoya dönüşüverir. Orada öylece kalırsınız. Son derecede sıkıntılı ve çaresiz.

Finans uzmanları ve danışmanları bize durmaksızın şu öğütte bulunurlar: “Tanımadığınız enstrümanlarla tanımadığınız piyasalarda yatırım yapmaya kalkışmayınız.” Peki, acaba tanıdığımız enstrümanlarla tanıdığımız piyasalarda yatırım yapsak pek fazla değişen bir şey olacak mı?

Nedendir diye sormak isterim: Acımasız bir cezalandırıcıya dönüştüklerinde insanların, bir istakoz gibi altı, bir kırkayak gibi kırk tane kol ve bacakları ortaya çıkıveriyor. Neden?

Kimi zaman toplum içindeyken sergilenen bazı alçak gönüllülük numaralarının aslında insanları kandırmak amaçlı olduğunu anlayıveriyoruz.

Yaşam mı bunun adı? Ömür boyunca hep yalan söylemek zorunda kalmak, etik olmadığını bile bile hep bir şeylere göz yummak. Yaşam mı bu?

En beklenmedik bir anda, en beklenmedik bir taşla, en beklenmedik bir hamle yaparak muhalefeti köşeye sıkıştırmak, tarihin ilk dönemlerinden beri sık sık başvurulan bir taktik.

***

Roma imparatoru Marcus Aurelius bir gün bir köyün içinden geçerken, yanına yaklaşan bir kadın ondan bir dilekte bulunmak ister. İmparator; “Zamanım yok,” der. Bunun üzerine köylü kadın; “O zaman imparator olmayı bırak,” der.

***

Hiç kimse baltanın ağzındaki odun olmak istemez, ama kış mevsiminde ısınmak için sobaya odun gerekir.

Kimi zaman insanlardan kaçıp bir kalabalığın içine sığınmak zorunda kalırız.

Delikanlıyken arkadaşlarımızla birlikte yüzlerce kez bu şehrin altını üstüne getirdik, elimize ne geçti? Burada biz mi birer yabancıydık yoksa yabancılar mı bu kenti doldurmuştu? Daha sonraki yıllarda başladı kendi içimize olan yolculuğumuz.

Teknolojiyi sorumlu tutabileceğimiz türden arızalar değil bunlar: Algıları yönet, kaos çıkar, değiştir, dönüştür, yeniden biçimlendir. Gördüğümüz tuzaklardan yalnızca birkaçı.

Yalnızken şarkı söyleyen biri; kendisine mi, doğaya mı, dünyaya mı, bir kuşa, bir çiçeğe mi yoksa artık yanında olmayan birine mi söyler şarkısını?



ARŞİV YAZILAR