YÜZYIL ÖNCE BUGÜN GAZİ MUSTAFA KEMAL SİLİFKE’DE ÇİFTÇİLİĞE BAŞLADI
Nüfusunun tamamına yakın bölümü tarımla uğraşan Türkiye’nin ziraatla ilgili bir programı yoktu.
Yüz yıl önce 12 Mayıs 1926 günü Gazi, Ankara Orman Çiftliği’nden sonra ikinci büyüklükte olan, bir yıl önce satın aldığı Silifke Tekir Çiftliği’nde çağdaş tarımın, hayvancılığın öncülüğünü üstlendi. Çocukluğunun geçtiği yerlere benzettiği Silifke’deki çiftliğinde yeni tarım araçları ile yapılan hasadı izleyen Gazi sabahtan akşama kadar tam bir çiftçi gibi çalıştı. At ile gezen Gazi, çiftlikte ve çiftlik çevresindeki gördüğü harap, bakımsız zeytin, harnup ve meyve ağaçlarının aşılanmasını, bunun köylülere de öğretilmesini istedi. Yağışların düzensiz olduğu bölgede sulu tarım, pamuk ve pirinç üretimi için kanal düzenine geçilmesini sağlayacak uzmanların getirilmesini buyurdu. Çiftliği tarımda olduğu kadar hayvancılık alanında da örnek yapmak istiyordu. Verimleri artırılmış inek, tavuk, koyun, keçi yetiştiriciliğinin çağın olanakları içinde yürütülmesi için ağıllar yapılması; çevredeki bataklıkların ıslah edilmesi çalışmalarını başlattı. Çiftlikte yapılacak binaların yeri ve taslaklarını Vilayet Başmühendisi Behram ve Macar Mimar Radomesko ile birlikte yürüten Gazi’nin bir hayali de Taşucu’nda üç dört odalı bir yazlık evdi. Radomesko bu yazlığın planını Gazi ile birlikte çizdi. Ancak kenti Zebanisiz cehennem kuyusuna çeviren yapıyı fark edince Gazi köşkünü İstanbul Florya’da inşa ettirdi. Yıllar sonra Aslan Eyce Atatürk’ün dileği olan bu evi inşa ettirdi, açılışını da Rauf Denktaş yaptı. İlk Tarım Kredi Kooperatifini kendi eliyle yazıp kurduğu Silifke’yi ilçe; Mersin’i İçel’in ili merkezine dönüştüren Gazi, ölmeden Çiftliğini halka, çevresindeki arazileri de Selanikli göçmenlere dağıttı. Yıllarca boynu bükük kalan Tekir-Atayurt Gazi Çiftliği Merin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in girişimiyle yeniden canlandırıldı.
Gazi, yurt gezisinde ulusunu, ülkesini yaşatmak için çabalarken birileri de onu öldürmek için planlar yapıp harekete geçmişti. Pusu kuruldu. (İzmir Suikastı ile) öldürülmek istenen Gazi: “Temeli büyük Türk ulusunun ve onun yiğit çocuklarından bileşmiş büyük ordumuzun vicdanında, us ve bilincinde kurulmuş olan Cumhuriyetimizin ve ulusun ruhundan esinlenmiş ilkelerimizin bir bedenin ortadan kaldırılmasıyla bozulacağını sananlar akılca zayıf talihsizlerdir. Benim önemsiz bedenim bir gün elbet toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti sonsuza değin yaşayacaktır. Türk ulusu güvenlik ve mutluluğunu üstlenen ilkelerle uygarlık yolunda duraksamadan yürümeyi sürdürecektir” dedi. Yıllar önce 1919’da Samsun’a çıktığı gün suikastçılar Mustafa Kemal sandıkları birini öldürmüşlerdi. Gazi’nin ve Türkiye’nin hem doğum günü hem de ölümden döndüğü gündü 19 Mayıs 1919.

Çağdaş uygarlık yolunda ilerlemek isteyen Türkiye’nin koşmasını değil adım atmasını bile güçleştiren engellerin kaldırılması gerekiyordu. Ne yazık ki yıllarca baskı, şiddet ve korku altında yaşayanlar taşın altına elini koymaktan çekiniyordu. Kör bir kuyunun, mağaranın içinde dünyayı görebildikleri; kendilerine gösterildiği kadar algılıyorlardı. Yapılan bir deneyde kavanoza doldurulan pirelerin bir süre zıplayıp kapağa çarpıp düşmeleri ardından bunu içselleştirdikleri, grup psikolojisine kapılanların da eklendikleri, daha sonra kapak açılsa bile kapak seviyesine kadar zıplayıp sanki kapak varmış gibi geri düştükleri gözlendi. Samet Behrengi’nin “Küçük Kara Balık”, Jonathan Livingston’un “Martı” yapıtlarındaki gibi bir cesaret gerekiyordu. Gazi ve arkadaşları taşın altına ellerini değil yaşamlarını koymuşlardı.
Gazi’yi Afyon istasyonunda kendisini karşılayanlar arasında bulunan yaşlı bir esnafa “Nasılsınız, iyi misiniz baba?” diyerek seslendi. “Çok şükür, sayenizde çok iyi ve rahatız. Yurdumuzu kurtardın, düşmanları kovdun, çıkardın ve hepsinin hadlerini bildirdin. Senden Allah razı olsun. Artık ölsek de gam yemeyiz” dedi. Gazi sordu: “Sanatınız nedir?” Esnaf: “Manifaturacılık” dedi. Gazi’nin “Peki, para kazanıyor musunuz?” sorusuna esnaf: “Sayenizde pekiyi kazanıyoruz. Allah bir yağmur ihsan eder de hasılat olursa daha çok kazanacağız” dedi. Kesesini değil herkesi düşünme geleneği, komşunun siftahı anlayışı, Ahilik sürüyordu. Yağmur yağar, ürün bol olur, milletin efendisi köylü iyi gelir elde ederse esnaf da kazanacaktı, ülke de, ulus da.
19 Mayıs günü Bursa’ya geçerken Gazi Bozüyük’te kurulan büyük kereste fabrikasını ziyaret etti. Gezisi fotoğraflanmanın dışında Ferit İbrahim Özgürar tarafından filme alınan Gazi: “(Albay) İbrahim Çolak arkadaşımızın mazideki hayatının ne kadar vatanperverane ve kahramanane safhalar ile dolu olduğunu bilmeyen yoktur. Milli mücadelenin başlangıcında da ortak amacın temini için çok eksik vasıtalarla, çok uygun olamayan şartlar içinde benimle beraber çırpındığını ve fakat muvaffak olduğunu büyük bir iftihar ile yad etmeliyim. Bağımsızlık muharebelerinin devamı müddetince en itaatkâr bir asker olarak mühim süvari kıtalarımızın başında çalıştığını ve ilk semerelere, bu dakikada bulunduğumuz havalide cereyan eden muharebelerde mazhar olduğunu, düşmanı kahraman süvarilerinin önünde olarak Bursa ovalarında takip ettiğini, kılıçtan geçirdiğini harp tarihimiz elbette ehemmiyetle kaydedecektir. İbrahim, silahlı mücadelelerin kendini serbest bırakabileceği devreyi idrak eder etmez, mebusluk vazifesine millet tarafından seçildi. Bu esnada memleket ve milletin en esaslı ihtiyaçlarını düşünmek ve onun teminine teşebbüs etmek en yüksek vazife olduğunda, büyük bir intikal sürati göstermiştir. Bunun neticesi olarak bu dakikada gözlerimizin önünde, hayatı, faaliyeti, medeniyeti, ümidi cisimleştiren bu muazzam eseri vücuda getirmiştir. Bu uğurda çok müşkülatla karşılaştığına şüphe edilemez. Bütün müşkülatı göğüslemiş, çaresizlikler içinde ümidini asla kesmemiş, millete faydalı olacağına tereddüt eylemediği eseri üzerinde —muharebede düşman üzerine yürüdüğü gibi— cesurane yürümüştür. Kendisini özel olarak tebrik ederim. Memleket ve millet için buna benzer faydalı müesseseler vücuda getirmek elzemdir. İbrahim Çolak’ın memlekette çok olduğunu kabul ettiğim müteşebbisler için teşvikçi olarak görülmesini temenni ederim. Cumhuriyet hükümetinin namuskâr, vatanperver, cumhuriyetperver mesai erbabına daima yardımcı ve destek olacağına şüphe edilmemelidir.”

