BEN ŞARKIMI SÖYLERKEN
Dünya Edebiyatının büyük isimlerinden biri boş zamanlarında ne yapıyormuş biliyor musunuz?
Taş topluyormuş…
Evet, dere tepe gezip bildiğimiz taş birikmiyormuş.
Peki bunu hobi olarak mı yapıyormuş?
Hayır!
Hayatta kalma hamlesi!
Alman Yazar Goethe, kendi sesini duyabilmek için sessizliğin şart olduğunu keşfedip dış dünyanın gürültüsünden kaçmış.
Aristotales, ‘Mutluluk boş vakitlerin içine gizlenmiştir!’ demiş.
Goethe de huzuru doğada bulmuş.
Ünlü karakteri Faust’u anımsayın!
Sürekli bir sonraki şeyin peşinde koşan, geleceği düşünmekten bugünü yaşamayı unutan ‘Huzursuz Ruh Faust’…
Bugünün modern insanının açmazını, çıkmazını, zavallılığını tam anlamıyla yansıtmıştı.
*
İnsan ilerlemeyi hayatı kolaylaştırmak zannederken kendine kusursuz bir tuzak kurdu.
Elektriğin icadı muhteşemdi. Ancak ateş başındaki o loş zamanları yok etti.
Işık gelince gece bitti.
İş ve dinlence arasındaki hat karıştı.
Sınır kalktı.
*
Şimdi 24 saat ulaşılır durumdayız. Sürekli gerilim hali, ruhumuzu yavaş yavaş zehirliyor.
Medya ve bitmek bilmeyen bildirimler, sadece zamanımızı değil yaşama sevincimizi de yok ediyor.
Bu kuşatmayı kırmanın bir yolu varmış. Ben de uzmanlarından öğrendim. Paylaşmak isterim!
“Gün içinde hiçbir amaca hizmet etmeyen yalnızca kendimize ait boşluklar icat etmek…”
Son üç yıldır bu yöntemi başarıyla üzerimde uyguluyorum. Hayatın kaçış pencereleri olmalı. Fizikten değilse de ruhen başka dünyalara götüren pencereler…
Hani demiş ya Can Yücel:
“ Her bahar gitmek isterim
Gittiğim olmadı hiç
Ama olsun istemek de güzel...”
*
Tam da böyle bir ruh haliyle loş odamda Şebnem Ferah 2007 İstanbul konserinden içim sıkkınsa Can Kırıkları, keyfim yerinde ise de Ben Şarkımı Söylerken veya Delgeç bazen Fırtına, nötr haldeysem de Sil Baştan, Hoşçakal ya da Mayın Tarlası dinliyorum.
Orada olduğumu hayal ediyorum.
Ve binlerce kişi, hep bir ağızdan şehri inletiyoruz.

Şebnem’in sesi eşsizdir. Dünya standartlarında sahne performansına sahiptir. Öyle ki yabancı müzik otoriteleri bile kendisine hayrandır.
Ancak 2007 İstanbul Konserinin büyüleyici tarafı herkesin şarkılara eşlik etmesidir. Tüm yüzlerin gülmesi, hep bir ağızdan söylemeleridir.
İzleyin hak vereceksiniz!
*
Bu ülkede kötü şeyler her gün, iyi şeyler ise nadiren gerçekleşiyor.
2026, Tarkan’ın moral konserleriyle başladı. Millet akın akın Arena’ya koştu. Günler süren şölen gibiydi. Orada olamasam da ekrandan yansıyanlar bile ‘normalliğe’ ne denli ihtiyacımız olduğunu gösterdi.
Yılın yarısına geldiğimizde ise bu defa Şebnem’den müjde geldi. Hayranları uzun zamandır baskı oluşturmuştu. Yaklaşık 8 yıldır sahnelere ara veren Rock Queen, sonunda ısrarlara karşılık verdi.
Şebnem fanları Tarkan sevenler kadar tutkulu olduğunu gösterdi.
Zaten biletlerin tükeniş hızı bu özlem ve sevgiyi kanıtladı. Satış saati geldiğinde ‘bekleyenlerde 140 binincisiniz!’ ibaresi belirdi. Gözlerime inanamadım. Sadece yarım saatte biletler tükenmişti. Anlaşılan 2026 İstanbul Konseri de rekor katılımla muhteşem geçecek. Bakalım İzmir ayağında yer bulabilecek miyim? Şebnem için altın bozdurulan ortamda pek sanmıyorum ama yine de şansımı deneyeceğim.
‘Büyük olmak’ böyle bir şey. Nerde, ne zaman sahneye ağırlığını koymayı bilenler tarih sayfasına STAR olarak kaydediliyor.
*
Yıllardır festivaller yasaklanıyor. Konserler ipe sapa gelmez gerekçelerle kaldırılıyor. Muhalif sanatçılar linç ediliyor. Akla ziyan şekilde tutuklanıyor. Şarkı sözleri mahkeme konusu oluyor. Ünlülerin eğilimleri veya alışkanlıkları gündemde tutuluyor.
Yani bizi yaşama bağlayan uçlar birer birer kesiliyor.
O zaman içinden geçtiğimiz karanlık sürece Şebnem Ferah şarkısıyla cevap verelim:
“ İçine girdiğin küçük, kaygan deliği
Yeni ve büyük bir dünya mı sandın?
İstersen bir aynayla yardım edeyim
Ama umursamazsın!”

