EŞSİZ BİLGE: ATATÜRK
19 Mayıs, Mustafa Kemal’in kendine doğum günü olarak seçtiği gündü. O ülkesi ile birlikte doğmanın onurunu yaşıyordu. Dışişleri Bakanlığı 10 Kasım 1936 günü Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine bir mektup gönderdi: “İngiltere Büyükelçisi Bakanlığımıza başvurarak Cumhurbaşkanımızın doğum günü dolaysıyla İngiltere kralı VIII. Edward tarafından özel ve içten bir kutlama telgrafı çekileceğini söylemiş ve Atatürk’ün doğum tarihinin bildirilmesini rica etmiştir. Durumu arz eder ve İngiltere Büyükelçiliğince istenilen bilgi uygun görüldüğü takdirde bildirilmesine izinlerinizi rica ederim.” Aynı gün Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yanıtladı: “Cumhurbaşkanı Atatürk’ün 19 Mayıs 1881 tarihinde doğmuş olduklarını arz ederim.” İngiltere Kralının bu ilgisinin nedeni iki ay önce Türkiye’ye yaptığı gezi ve bizzat tanıdığı Atatürk’e karşı duyduğu hayranlıktı. Atatürk’ün doğum gününü öğrenmek için telgraf gönderdikten bir ay sonra 12 Aralık 1936 günü kral aşkı uğruna 11 ay önce ölen babası V. George’un yerine geçtiği tahtı terk etti. Kral, Amerikalı dul Simpson ile evleneceğini açıklayınca Anglikan kilisesi ve İngiliz hükümeti karşı çıktı. BBC’den İngilizlere heyecanlı bir konuşma yapan kral: “Bana inanınız ki İngiltere kralı olmak gibi ağır sorumluluğu yüklenmem ve görevlerimi layığı ile yapabilmem sevdiğim kadının desteği olmadan olanaklı değildir...” Atatürk’ün “Kralın bu kadına karşı zaafı olduğunu görüyorum. Korkarım ki tahtını bu kadın yüzünden kaybedecek!” öngörüsü ortaya çıkmıştı. Kral tahtı bırakınca Atatürk’ün doğum gününü kutlayamadı. 17 Mayıs 1937 günü yeni kral VI. George taç giydi. Atatürk telgraf çekip onu kutladı. İki gün sonra İngiltere’nin yeni kralı Atatürk’e bir telgraf gönderdi: “Doğum gününüzün yıl dönümü nedeniyle Ekselânsınıza yürekten kutlamalarımı ve aynı zamanda sağlık ve uzun ömürler dileklerimi sunmakla içten bir zevk duyarım.” Bu ilk doğum günü kutlama mesajını Atatürk 89 yıl önce 19 Mayıs 1937 günü aldı.
1935’de ulusal bayramlar ve genel tatiller belirlendi ama arasında Mustafa Kemal'in Samsun'a ayak bastığı gün yoktu. 1938 Haziranı'na değin, 19 Mayıs yalnızca Samsun'da, Gazi'nin Samsun'a gelişinden ötürü, yerel anlamda “Gazi Günü” olarak kutlanıyordu. Bu arada her yıl mayıs ayının üçüncü Cuma günü gelenekselleşen Jimnastik Şenliği, Mektepliler Bayramı, idman Bayramı adı altında çeşitli etkinliklere sahne oluyordu. Bu etkinliklerin geçmişi ise 12 Mayıs 1916'da, Erkek Öğretmen Okulları öğrencilerinin, öğretmenleri Selim Sırrı Tarcan gözetiminde Kadıköy'de (günümüzde Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nun olduğu yerde) yaptığı Beden Eğitimi Gösterisi'ne dayanıyordu. Bu geleneksel gösteri, daha sonra 1927 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'nın üstlenmesi ile Türkiye'ye yayıldı.

Beden eğitimi Gösterilerinden birinde, Mustafa Kemal’in arkadaşları ile ulusal mücadeleye adım attığı Samsun'dan başlayarak sık sık söylediği "Dağ Başını Duman Almış" marşı da doğmuştu. Spor tarihimizin unutulmaz adlarından biri olan Tarcan, eğitim için gittiği İsveç'ten döndüğünde, yanında jimnastik çalışmaları sırasında çalmak üzere çeşitli müzik parçalarının notalarını da getirmişti. Bunlar arasında bulunan, İsveçli besteci Felix Körling'in "Tre Trallande Jantör" (Üç Kız) adlı bir ormancı şarkısı vardı. Selim Sırrı Tarcan bu parçayı flütle çalarak küçük değişiklikler yaptı. Ve aynı okulda Türkçe öğretmeni olarak görev yapan şair Ali Ulvi Elöve'nin, kareli bir defter kâğıdına yazdığı güfte, 12 Mayıs 1916 tarihinde ilk kez bir beden eğitimi gösterisi sırasında söylendi.
1937 yılıydı. Atatürk Ankara Halkevi'nde bir konuşma yapacaktı. Onu görmeye gelen Bursalı gençler “Dağ Başını Duman Almış” marşını söylediler. Kürsüye gelen Atatürk, konuşmasına şöyle başladı: “Ben 1919 yılının Mayıs ayında Samsun'a çıktığımda elimde hiçbir maddi güç yoktu. Sadece Türk ulusunun soyluluğundan kaynaklanan ve benim vicdanımı dolduran yüksek bir manevi güç vardı. İşte ben bu ulusal güce, Türk ulusuna güvenerek işe başladım. Samsun'dan Anadolu içlerine kırık dökük bir otomobile gidiyordum. Yanımda, öteden beri yaverliğimi yapan biri vardı. O kırık otomobille Anadolu yollarında ilerlerken hep düşünür ve yaverime, sizin az önce söylediğiniz şarkıyı söyletirdim. Ben bir gün, Türk ufuklarında kesinlikle bir güneş doğacağına, bunun hareket ve gücünün bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç ulaşacağına öylesine inanmıştım ki, bunu adeta gözlerimle görüyordum. O şarkıyı okuyup, yineletmekteki amacım, Türk'ün bu güneşi doğunca başarıya ulaşacağını anlatmaktı. Bu nedenledir ki, biraz önce söylenen şarkı benim on sekiz yıllık bir anımı tazeledi. Sizlere teşekkür ederim.”
19 Mayıs 1938 günü, Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda gençlik ve spor gösterisi yapılıyordu. Atatürk hasta hasta stadyuma gelmiş ve gençleri izlemişti. O sıralarda Hatay'ın anavatana katılması sorunu vardı. Ve uyarı niteliğinde bir askeri geçit törenine katılmak üzere hemen Mersin'e hareket etmek zorunda kalmıştı. Ve bu, Ata'nın bu dünyada geçirdiği son 19 Mayıs olacaktı. On iki gün sonra, 1 Haziran 1938'de, 19 Mayıs'ın ulusal bayram olarak kabul edilmesi için TBMM'ye, bir yasa önergesi verildi. Önergenin gerekçesi şöyleydi: “19 Mayıs günü yurdun her bucağında Türk gençleri, sporcuları ve Türk halkının toplu ve birlikte, sonsuz ve evrensel bir tarihin dönüm günlerinden en büyüğünü kutlamaktadır. Bugün tarihin, insanlık ve uygarlık yararına olarak gidişini değiştirdiği gündür. Onun içindir ki, en büyüğümüz Atatürk, bu geleceğin güçlü zemini olan Türk gençliğine ve Türk sporculuğuna bugünün ayrılmasını uygun görmüşlerdir.” 20 Haziran 1938'de, 3455 sayılı yasa ile 19 Mayıs, "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak belirlendi. “Dağ Başını Duman Almış” marşı da bu bayramın dolaylı bir simgesi olarak kabul edildi. Ve sevgili Atamız'ın dünyadaki son günleriydi. 1 Kasım 1938 tarihinde, hasta yatağında yanındakilere şu notu yazdırdı: “Türk gençliğinin, kültürde olduğu gibi spor alanlarında da idealine ulaşması için Yüksek Kamutay'ın kabul ettiği Beden Terbiyesi Yasası'nın uygulamaya geçirildiğini görmekle memnunum.” Atatürk, 19 Mayıs'ın, yasalaşarak ulusal bayram olarak kabul edilmesini görmüş ve çok mutlu olmuştu ama ne yazık ki, bir 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'na katılmaya ömrü yetmedi. Bu arada dünya basını da Türkiye'deki bu gelişmeleri dikkatle izliyordu. O günlerde dünyanın en yüksek tirajlı spor gazetesi "L'Auto"da şöyle bir yazı yayımladı: “Dünyada ilk kez beden eğitimini zorunlu kılan devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk oldu. Yalnızca kâğıt üzerinde ve nutuklarla değil bunu gerçekten yerine getirdi. Stadyumlar ve spor merkezleri oluşturdu. Halkevleri’nin spor kollarını kendisi denetledi ve ulusunun kaderine egemen olduğu günden itibaren Türkiye'de spor [müzik, gramer, resim] gittikçe artan bir önem ve değer kazandı.” Atatürk; binlerce yıllık deneyime dayalı Sokrates, öğrencisi Platon, onun da öğrencisi Aristo’nun “Gramer, Spor, Müzik ve Resim” diye tanımladığı insanı insan yapan damarların farkında olan eşsiz bilge devlet adamıydı.


