RAHATIN ŞİİRİ
“Bizim de sözümüz vardı
Narçiçeği, gül dalı üstüne
Dudaklarımızda kaldı.
Göremedik sıkıntısız yaşandığını
Rahatın şiirini yazamadık…”
Bu dizeleri okuyunca Rıfat Ilgaz imzalı kitapta ‘rahatın şiiri olur mu?’, ‘rahat olsa şiir olur mu?’, ‘hadi oldu, ruha dokunur mu?’
Bilemedim…
*
‘Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir’ bizim buralarda. Şiirler yarım.
“Seninle zaten sevgiliymişiz
Haberimiz yokmuş
Yaralarımızdan tanımasak birbirimizi
Az kalsın geçiyormuşuz…”
Diyebilinir miydi?
*
Acı olmasa bir Metin Altıok şiiri bu denli dokunaklı bestelenebilir mi?
Ne diyordu Serenad Bağcan:
“Sevgilim bak geçip gidiyor zaman
Aşındırarak bütün güzel duyguları
Bir yarım umuttur elimizde kalan
Göğüslemek için karanlık yarınları.
Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka
Bir şey yok paylaşacak acıdan başka…”
*
Ne zaman her kafadan sesler yükselse kulaklarımı tıkar, perdeleri çeker kendi dünyama çekilirim. Şiirlere, şarkılara, olmadık şeylere gömülürüm. İçimizdeki gezegenleri düşünürüm. Belki onu da bir gün anlatırım. Kesintisiz yıkıcı kaosun hüküm sürdüğü yeryüzünde hayatta ve ayakta kalabilme yolunu başka türlü bulamadım.
Yine sesler çoğaldı. Tamamı ağızdan ibaret zehirli mantara benzer kafacıklar türedi. Eskiden sadece gevezelik vardı, bağırtılara dönüştü. Bunca gürültüde nasıl duyacağız ki kendimizi?
‘İnsan böyle zamanlarda yorgun değilim desem yalan, yorgunum desem yenilgi…’ diyen Ahmet Erhan gibi hissediyor değil mi biraz?
Lanetli modern çağın toplumu, aptal kafaların sığ ve yavan gevezeliklerini, büyük beyinlerin düşüncelerinden daha ikna edici buluyor.
Artık iyice belli oldu delirmeden sağ çıkamayacağız bu simülasyondan.
Belki de baştan beri Friedrıche Nietzsche’nin dediği gibiydi:
“ İnsan gerçekten deli değilse nasıl delirebilir? Ve deliliğin yükünü taşımaya cesaret edemiyorsa hakikatin yükünü nasıl kaldırabilir? Ahh bana delilik verin eyyy göksel güçler!”
O zaman hazır tertemiz kafayı bulmuş, her şey yolundaymış, kimse ölmemiş, hiç kimse gitmemiş, çocuksu yanlarımız hala yaşıyormuş gibi bir şiir bulalım.
“Adı kötüye çıkmış sokaklar gibi
Onaramadığı yanları var çünkü insanın
Bir de bakmışsın kulağın siren seslerinde
Yüzün, gözün telefon kesikleri…”



