PİLAV TAVASI
İnsanlara yanıldıklarını kanıtlamak nasıl da hoşumuza gider. Nedense aynı şey bize yapıldığında bir kızarız, bir kızarız.
Unutmayın başarısızlık diye bir şey yoktur; geri bildirim vardır. Pek çoğumuz pek çok hata yapabiliriz ve sonunda şunu öğreniriz: “Abin Cengizler’e dikkat et.” Gençler her zaman doğruları düşünürler, onun için de her zaman hata yaparlar.
Fil dişi kuledekiler, kullanabildikleri insanlara kullanabildikleri için, kullanamadıklarına ise kullanamadıkları için saygı duymazlar. Gazetelerde her gün koyun ve timsah fotoğrafları görmemek hemen hemen olanaksız.
Yaşamının bir bölümünde karanlık dönemlerden geçmemiş kaç insan vardır.
Yatırım danışmanlığı yapan ekonomistler, yalnızca ekonomiyi ve piyasaları izlemekle yetinemiyorlar. Hukukçu olmadıkları halde yargılama dosyalarındaki iddianameleri de incelemek zorunda kalıyorlar.
Ekonomisi kırılgan olan ve yeni bir çıkış yolu arayan ülkelerde, yalnızca güvenlik endişesine bağlı olmaksızın savunma harcamalarında yükselme gözlemleniyor.
Kimi zaman sıradan, küçük insanların başına da olmadık işler açılabiliyor. Kimi zaman başınızdaki küçük bir beladan kurtulmak için çırpınıp durursunuz. Çok geçmeden çok daha büyüklerinin geleceğini bilmeden. Dünyada insanlar olmasaydı, bu kalabalıkların içinde huzurlu, mutlu bir biçimde yaşar giderdik.
Dışarıya barışmış görüntüsü verseler de insanların birbirini bağışlaması o denli kolay bir iş değil. Bu dünyada gerçekten yaşıyor muyuz yoksa hiç istemesek de sayısız sıkıntılara katlanmak zorunda mı kalıyoruz? Bizimle birlikte, içinde oturduğumuz evimiz de yaşlanıyor, yıpranıyor, eskiyor.
İnsanız biz. Hem aşağılar hem de aşağılanırız. Geceleri uzaydan bakıldığında, milyarlarca güçlü lambalarla aydınlatılmış olmalarına karşın ışıklara boğulmuş o metropollerde yaşayan insanların tümünün dertsiz, sorunsuz, mutlu olmadıklarını çok iyi biliriz. Renkli ışıklar içinde olsalar bile. Biz bazı insanların elindekilerden bazılarını mahvettik. Bazıları da bizim elimizde olan bazı şeyleri yok etti.
Bu dünyayı yaratıcılığımızla, zekamızla, alın terimizle yüceltebildiğimiz kadar yücelttik. Ama aç gözlülüğümüzle, kötü niyetlerimizle, tutkularımızla, tembelliğimizle küçülttük, kirlettik, yaşanılmaz bir yere dönüştürdük. Derin bir karanlığın içinde bir başımızayız.
Zokalar çıplak değil renkli, tatlı kremalar giydirilmiş olarak sunulur. Bize cennetin yolunu gösteren ve mezar kazan el, aynı el. Bir yabancıya güvenmek mi yoksa güvendiğimiz birinin bir yabancıya dönüşmesi mi daha tehlikeli?
Geçmişteki tatlı anlarımızın şimdi buruk anılara dönüşmüş olması ne acı! Keşke edindiğimiz tüm kazanımlarımızı elimizde tutabilseydik. Nefret edilmek mi yoksa görmezden gelinmek mi daha yaralayıcı? Her zaman iyiyle kötü çarpışmaz. Doğruyla doğru arasındaki çatışmaların hiç de azımsanmayacak sayıda olduğunu siz de göreceksiniz. Biz susturulan ve duyulmak istenmeyenleriz.
Ama nedense, ancak başkalarının özgürlüğünü kısıtladığımızda kendi özgürlüğümüzün tadına varırız. Tuhaf değil mi? Normal bir insan olmayı başaramadığımızda ise bunun sebebini de pek bilemeyiz. Gittikçe daha uygar insanlar olduğumuzdan emin misiniz? Anlayışlı olduklarını ileri sürenlerin aslında pek de öyle olmadıklarını daha sonra anlarız.
Ülkemizin gerçek gündemine ve yakıcı sorunlarına akılcı bir biçimde yoğunlaşıldığında, artık pilav tavalarımız yanmayacaktır.


