İyi ki doğmuşum!
Senede bir gün kendimi yazmak için izninizi almıştım.
Bugün benim doğum günüm.
Yine, yeniden kendimi yazacağım.
Ama, bu kez fazla uzatmadan.
“Kısa kes Aydın havası olsun” dedim kendime.
1 Haziran 1950’de Fikri’den olma Ayşe’den doğma bendeniz ALİ ADALIOĞLU.
Bugün itibarıyla şu fani, şu kavanoz dipli dünyada 75 yılı geride bıraktım.
Yüzyıla çeyrek asır kalmış.
100’ü göremem.
Adım gibi eminim.
Zaten görmek de istemiyorum.
Kendimi bildim bileli dediğim şu:
- Sağlıklı yaşa yaşayabildiğin kadar! Öz yaşa, dolu dolu yaşa, iz bırak yeter!
Gerisi değil hikâye, masal bile olamaz!
NOKTA.
*
Bu yılın ilk yarısını iyi geçirmedim.
Özellikle son üç ayda acının şiddeti yüreğimi oydu.
Önce can yoldaşım, İlker ağabeyimi kaybettim.
Bayram öncesinde de dünya iyisi yeğenim Tolga’yı toprağa verdim.
Gazeteci dostlarım Özer abinin, Haldun ve diğerlerinin de terk edişi yüreğimi dağladı!
Belli ki sıra bize geliyor.
Yavaş mı olur, hızlı mı bilemiyorum.
Ama, ölümden korkmuyorum!
Korkmayacağım da!
Çünkü, 75 yılı dolu dolu yaşadım.
Ama sıkıntılı ama sevinçli.
Geride özlem duyduğum bir şey kalmadı.
Canım oğlum Ali Deniz de hedefine ulaştığı zaman gerisi vız gelir tırıs gider!
NOKTA.
*
Sözün ÖZÜ;
İnsan dostlarıyla var olurmuş!
Ben zengin bir insan değilim, varlıklıyım.
En büyük birikimim hayata değer katan dostlarım.
Ömrümün son dönemindeyken yeni dostlar edindim.
Yaşamıma renk katarak bana destek oldular.
Yaşama sevincime katkı verdiler!
Üzüntüme ortak oldular.
Onlara ne kadar teşekkür etsem azdır!
Fazla uzatmayacağım, dedim ama yine uzattım!
Affınıza sığınıyorum!
*
Yeni yaşıma girerken insanı seviyorum, paylaşmayı seviyorum, velhasıl tüm canlıları seviyorum!
Dostlarımı ayrıca seviyorum.
İyi ki varsınız, iyi ki sizleri tanımışım.
İyi ki gazeteci olmuşum.
Söz, dünyaya yeniden gelirsem eğer yine gazeteci olacağım!
Son SÖZ,
Yinelemekte yarar görüyorum;
Severim, paylaşırım, insan ve insanlık için elimden geleni yaparım.
Ama aptal değilim!
“Kulağımın arkasını” ömrümün sonuna dek korumaya kararlıyım.
Bugün benim doğum günüm!
İyi ki doğmuşum!
İzninizle, Nazım Hikmet’in çok sevdiğim dizelerini kendime armağan ediyorum:
“Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.”


