YOLU ÇUKUROVA’DA KESİŞEN ŞAİRLER
Haziranda ölmek zor… Temmuzda da ölmek zor: Behçet Aysan, Ahmet Telli, Adnan Yücel…. Bir de ağustos: Ahmet Erhan
İstanbul, tümüyle sanatın olduğu gibi şiir alanında da başkent olarak anılır. Ne ki; Ankara siyasal başkent olmasının ardından ‘Modern Türkiye’nin sanat ayağını oluşturmak adına önemli işlev görmüştür.
Cumhuriyet sonrası Türkçe şiir dönemlerle anılır. Nazım Hikmet’in açtığı yolu unutmadan!.. Bu dönemlerin oluşumunda sosyolojiyi şimdilik bir kenara bırakarak vurulan damgaları inceleyelim.
‘Acılı kuşak’ diye anılan 1940’lı yılların genç şairleri Mehmed Kemal, Can Yücel, Ahmet Oktay, Orhan, Melih Cevdet Anday, Rıfat Ilgaz, Ahmed Arif, Arif Damar, Enver Gökçe, A. Kadir gibi isimlerin ilk ürünlerini verdiği kent Ankara’dır. 50’li yıllarda ise Edip Cansever, Metin Eloğlu, Ece Ayhan, Turgut Uyar’ı aynı yolda görürüz.
60’lı, 70’li yıllar ülkede başka bir iklim vardır. Siyaseten yükselen sosyalizm, özgürlük mücadeleleri bu yıllara damga vurur. Yeni kurulan partiler, sendikalar, dernekler ve farklı sivil örgütlenmelerle birlikte işçi sınıfının toplumsal muhalefetle birlikte öne çıktığı dönemdir. Sol siyaset ve ideoloji yükselirken edebiyatı, özellikle de şiiri, yani şairleri etkiler.
Nazım Hikmet’in açtığı yolda ilerleyen genç şairler, ‘Toplumsal gerçekçi’ akımı ana rota haline getirmiştir diyebiliriz. Artık, şiir sokağa, direnişlere inmiştir. Sivas doğumlu olup Ankara’yı mesken tutan Hasan Hüseyin Korkmazgil’i anmadan geçmek, dönemi anlamlandırmada eksiklik sayılır. Ulu çınar, ustam dediği Nazım’ın 3 Haziran 1963’de ölümünün ardından bir ağıt kaleme alır. İlk kez 1977’de yayımlanan ‘Haziranda Ölmek Zor’ yankılanır ve de etkiler.
“gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!”
Orhan Kemal ve Ahmet Arif’in de haziran aylarında yaşamlarını yitiren önemli edebiyatçılar olduğunu hatırlayalım. Dönemin gerçekliğini hem de ağıtla, ‘H. Hüseyin Korkmazgil’den başkası bunu yazamazdı! diyesi geliyor insanın.
‘Şiir sokağa indi’ demiştik ya; 70’li yıllar genç şairlerin mesken tuttuğu Ankara’da ilk ürünlerini vermeye başladığı yıllardır. Ankara doğumlu Akif Kurtuluş ve Ahmet Erhan ile yolu sonradan bu kente düşen Behçet Aysan, Ahmet Telli, Adnan Yücel, Özgen Seçkin, Şükrü Erbaş, Salih Bolat bir çırpıda sayabildiklerim.
Yazımızın bundan sonraki bölümünde yolları Ankara’da kesişip dost olan dört şairimizi anacağız. Bu tercihte kişisel tanınmışlık ve dostluk ilişkisi kurmamızın etkisini inkar edemem. Ancak, Türkçe şiirin önemli isimleri Behçet Aysan, Adnan Yücel, Ahmet Erhan ve Ahmet Telli’nin Çukurova-Mersin bağlarının etken olduğunu da eklemeliyim.
KIRIK DİZELERİN USTASI
BEHÇET AYSAN
“onu vurdular, gözümle gördüm onu
ak bir zambağa binmiş
gidiyordu
zambak dur, sana da bulaştı kan”
Behçet Aysan şiirinin belirgin özelliklerinden birisi, yukarıda alıntıladığımız örnekte olduğu gibi ‘anlam bütünlüğünü tek bir dizede bitirmeyip alttaki dizeye taşıması’ diye tanımlayabileceğimiz ‘kırık dize’yi ustalıkla kullanmasıdır. O, şiirde duru bir dilin nasıl kullanılabileceğinin örneğidir. Çok sayıda şiiri bestelenen şairimiz, aşkların yanı sıra toplumsal sorunları ve acıları da lirik dille seslendirir. Mesleği hekimlik olan Aysan’ın bu alanda psikiyatriyi seçmesi insanlığa ilişkin duygularının göstergesidir.
‘Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu burada yıkılacak’ diyen gözü dönmüş güruh tarafından sanatçı, aydın dostlarıyla birlikte 2 Temmuz 1993’de yakılarak öldürülen Behçet Aysan’ı en iyi kızı Eren Aysan (yazar-şair) anlatır; ‘Kendilerini yakanlara da insan gözüyle bakardı…’
“sen bu şiiri okurken
Ben belki başka şehirde
ölürüm”
dizeleri nasıl da çarpıcı! Ülkenin geçtiği karanlık günlerin, faili meçhullerin, kontgerilla destekli gerici kalkışmaların anlatısıdır. Kendisinin de katledileceğini görmüş müdür?
Sevgili Behçet’i bedenen ortadan kaldırmış olabilirler. Ama, o 12 Eylül faşizminin hüküm sürdüğü günlerde meramını biraz melankolik duyguyla, çiçeklerle, renklerle anlatır. Bize miras kalan şiirlerinde, bireyle toplumsal bağ kurmanın yolunu göstermeye devam ediyor.

ANKARA’NIN AHMET ABİSİ
AHMET TELLİ
Yaşamı boyunca devrimci mücadelenin içinde olmuş Ahmet Telli’yi kısa süre önce sonsuzluğa uğurladık. Yapıtlarında ve eylemlerinde emeği, özgürlüğü, barışı savunan Ankara’nın ‘Ahmet Abi’si Karşıyaka Mezarlığı’nda Deniz, Yusuf ve Hüseyin’le komşuluk yapıyor.
Ahmet Telli şiirinde estetiği toplumsal sorumluluk bilinciyle birlikte görürüz. Dizelerinde aşkı, umudu, hüznü coşkun dille birlikte dillendirir. Duygu yoğunluğunu ve dili kullanmadaki ustalığını şu satırlar anlatmaz mı!
“Kavgadan uzak kalmışsan
sevdadan da uzaksın demektir
devinmez yüreğinin mağması
çatlamaz sabrın kara taşı”
Sürekli üreten, toplumla bağlarını diri tutan Telli, şair olduğu kadar aydındır. Elini taşın altına koymaktan hiç çekinmedi. Yasaklar, tehditler, cezalandırmalar onu durduramadı. Mersin-Tarsus-Adana hattında defalarca buluşup söyleşmesi belleklerimizde ve anılarımızda. Katıldığı etkinliklerde şiirin estetik bir uğraş olduğu kadar politik be ideolojik yönünü ısrarla vurguladı.
Ankara mekanları Tavukçu’da, Mülkiyeliler Lokali’nde, Keremeyle’de ve de gittiği her kentte kurulan dost meclislerinde, ‘dostluk, adanmışlık, etik değerler konu edilmiştir. Bir yanıyla ‘damıtılmış şiirler’ buralarda filiz vermiştir. Yani ‘ilham perisi’ değildir aradığı. Halkın sorunlarıyla hemhal olarak üretmiştir. Yenilgilerde bile belleği güncelleyerek ayağa kalkmanın yolunu açanlar arasındadır.
Selam olsun ‘sıyrılıp gelen’lere…
ÇUKUROVA’NIN MUHTARI
ADNAN YÜCEL
Sevgili Adnan Yücel’i ölüm yıldönümü olan 24 Temmuz tarihli yazımızla anmıştık. Elazığ’da başlayan yaşam serüveni Diyarbakır, Dersim üzerinden Ankara’ya ulaşır. Şiirleri henüz oldukça genç yaşta çok sayıda edebiyat dergisinde yayınlanır. Kendi ifadesiyle sanatında dönüm noktası Hasan Hüseyin Korkmazgil ile tanışmasıdır. Nazım’ı ‘ustam’ diye tanımlayan Korkmazgil, bu kez Yücel’in ustası olur. Yine kendi sözleriyle vurgularsak; ‘Nazım ustamın ustasıdır’ tamlaması önemlidir.
Ustasının yanı sıra dönemin genç şiir işçileriyle kurduğu bağ yaşamı boyunca sürdü. Sevgili dostumun bir önemli özelliği üretirken araştırması, öğrenme açlığı olmuştur. Eserlerinde Karacaoğlan başta olmak üzere halk edebiyatından beslenirken, sıkça tarihi, mitolojiyi, doğanın farklı renklerini görürüz.
Yolu 1987’de Adana’ya düşen şairimiz, belki de en önemli eserlerini bu coğrafyada kaleme almıştır. Onun içindir ki; ‘Türkiye’nin muhtarı’ olarak anılan büyük edebiyatçı Yaşar Kemal, ‘Adnan seni de Çukurova’nın muhtarı ilan ediyorum’ demiştir. Sivas kırımında yitirdiğimiz Türkiye’nin en önemli edebi inceleme-araştırma görevini ona vermiştir. Halen Karacaoğlan için yapılan en önemli araştırma olduğunu düşünüyorum.
Adnan Yücel için tüm Çukurova özeldir. Mersin ise önemli bir duraktır.
“Saat Mersin sularına kızıl kala
Bütün duygular çığlık çığlığa baskıda
Sen bir yana – ben bir yana
Senin özgürlüğün yaralı
Benimse yüreğim sargıda
Sen gençlik yorgunusun
Bir yanın aşklarda – bir yanın ayrılıklarda
Bense bir suskunluk çınarıyım
Gövdem gürül gürül
Dallarım ve yapraklarım yasaklarda”
Direnmenin, kavganın şairi yaşamı aşka ne güzel de bütünleştiriyor!
HÜZNÜN ŞAİRİ
AHMET ERHAN
78 kuşağının edebiyat dünyamıza önemli armağanlarındandır Ahmet Erhan. Mersinli Bozkurt ailesinin beşinci çocuğu olarak Ankara’da yaşama “merhaba” der. Çocukluğu ve ilk gençliği Ankara-Adana-Mersin hattında geçer. İlk hevesi futbolcu olmaktı. Fatih Terim ile Adana Demirspor’da oynamışlığı vardır. Ancak ağır bir sakatlık yaşar ve bu sevdası yarım kalır.
Şiirle, öyküyle yaşama tutunur. Şiirin sokağa indiği Ankara’nın edebi ikliminde ilk ürünlerini henüz lise öğrencisiyken Militan dergisinde okurlarla buluşturur. “Erhan Bozkurt” babasının ölümünün ardından onun anısına Ahmet Erhan olur. Adnan Yücel, Ahmet Telli de birçok edebiyatçı gibi öğretmendir. Elbette devrimci bir öğretmen. Toplumcu gerçekçi şairler arasında anılan hemşehrimizin şiirlerinde yaşadığı kentler, ailesi, dostları sıkça yer alır.
“Yalnızca yürümek istiyorum
boğazıma böğürtlenler doldurarak
haritama bir çizgi daha eklemek
mersin -ankara -ayvalık
yok ki başka”
Bu dizelerde ve birçok şiirinde Akdeniz medeniyetlerinin kollektif anlatımı görülür.
Kimileri Ahmet Erhan’ı ‘bireyci’ diye tanımlamaya çalışmıştır. Ancak o 78 kuşağının travmalarını, çekilen çileleri lirik dille anlatır. 12 Eylül faşizminin baskıları; sol hareketlere, topluma ve bireylere yaşattığı zulüm, şiirlerinde güçlü imgelerle tarihe not olur.
Her fırsatta Mersinli olduğunu ifade eden Ahmet Erhan kentine olan duygularını, gözlemlerini şiirle anlatır.
“Mersin, yağmurlar ortasında bir kent, çarşısı,
Otelleri, dükkânları, karakavruk insanları
Rakım, şu kadar. Nüfus şu kadar. Bahçecilik,
Tüccarlık ve işsizlikle geçinir halkı”
Mersin’i düşkünlük derecesinde sevmesine rağmen Ankara’dan kopamaz. 4 Ağustos 2013’de genç yaşta yakalandığı amansız hastalığa yenik düşer. Ölümü yeni üretimlerine engel olsa da yazdıklarıyla aramızda dolaşıyor.
*
Yolları Ankara’da kesişen, toplumsal gerçekçi şiirin 1980’lerdeki lokomotif isimleri Behçet Aysan, Ahmet Telli, Adnan Yücel ve Ahmet Erhan yaşamları boyunca dostluklarını hiç yitirmedi. Üslupları farklı olsa da ortak özellikleri emekten, özgürlükten, barıştan yana olmasıydı. Ne mutlu ki edebiyat severler onların yapıtlarını yaşatıyor, şiirleri dilden dile dolaşmaya devam ediyor.

1980’li yıllardan bir Ankara fotoğrafı. Soldan sağa: Ercan Kesal (Yazar, Yönetmen, Oyuncu), Ahmet Erhan (Şair), Behçet Aysan (Hekim, Şair), Adnan Azar (Sinemacı), Kazım Kılınçlar (Gazeteci).

1990’lar… Soldan sağa: Güler Yıldız (Gazeteci), Adnan Yücel (Şair), Necdet Tamamoğulları (Hekim), Cevat Geray (Akademisyen), Ramazan Çakıroğlu (Akademisyen), Bülent Ufuk Ateş (Gazeteci), Yusuf Ziya Ak (İl Kültür Md.).


