OKYANUS ONLARIN OLSUN; AKDENİZ ZATEN BİZİMDİ…
Geçtiğimiz haftalarda Portekiz ve İspanya’yı içeren bir Endülüs rotası gezisine çok sevdiğim bir ağabeyimle katıldım. Mistik Endülüs ruhunu, zeytin ağaçlarının gölgesinde, beş yüz yıllık tarihi evlerin avlularında ve hala dimdik duran ilk başlarda cami olarak inşa edilen ve sonradan kiliselere çevrilen yapıların çanlarının gürültüsüyle, Akdeniz rüzgârını tam kalbimde hissetmeme neden olan birkaç anı biriktirdim. Özellikle Portekizli gemicilerin hatırasına yapılan denizciler anıtı önüne geldiğimde ortak denizimiz olan Akdeniz ‘in salt tuzlu sudan ibaret olmadığını düşündüm. Bir kaç yüzyıl geriye gidip haritalara baktım mesela… Bu suyun bir çağın dengelerini, hırslarını ve insan zekâsını taşıdığını düşündüm... Okyanusun dev dalgalarıyla savaşan İberli denizciler ile Akdeniz’i adeta kendi evinin bahçesi haline getiren Osmanlı kaptan-ı deryalarını merkeze alarak birkaç söz söyleme ihtiyacı hissettim.
Portekizli ve İspanyol denizciler-Magellan’lar, Vasco De Gama’lar, Kolomb’lar –çağı değiştiren okyanus kâşifleriydi. O zamanki iktidar sahipleri yeni keşifler yapmaları için bu denizcilere finansman sağlayıp, kendilerini cesaretlendiriyorlardı. Yeni ticaret yolları bulmak, altını ve o amansız gücü imparatorluk merkezlerine taşımak için bu keşifleri net bir motivasyon merkezine oturtuyorlardı. İberliler için okyanus bir servet kapısıydı ama Akdeniz, dünya diplomasisinin ve de ticaretinin kalbinin attığı yerdi.
Ve o kalbin ritmini İspanyol ve Portekizli Krallardan ziyade, korsanlıktan gelip bu ritmi devlet aklına dönüştüren Barbaros Hayrettin Paşa ve elinde pusulasıyla dünyayı santim santim okuyan Piri Reis belirledi…
Rahmetli Halil İnalcık’ın “Türk gölü” tabirini ilk duyduğum anlar aklıma geldi işte bu anıtın önünde… Elbette bu ifade edebi bir romantizmden öte bir tabirdir; tam olarak askeri ve stratejik bir gerçekliktir. Barbaros, Preveze deniz savaşında(1538) Haçlı donanmasını bozguna uğratırken güvendiği şey gemilerinin gücünden de öte Akdeniz’in coğrafyasına hâkim olmasıydı. Piri Reis ise bu hâkimiyeti bilimle taçlandırdı. İberli denizciler keşfettikleri yerleri devlet sırrı gibi kasalarında saklarlarken, Piri Reis ise Kitab-ı Bahriye isimli kitabı ile Akdeniz’in her kayalığını ve limanlarını sistemli bir şekilde kayda geçiriyordu. Birisi denizleri ve zenginlikleri sömürmenin diğeri ise bu zenginliklere hükmetmenin peşindeydi…
Tabi o gölü sadece denizcilerin bilek gücü inşa etmedi, arkalarında duran padişahların vizyonu olmasaydı böylesine bir mülk kurulamazdı. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi dönüşünde Piri Reis’in haritasına bakıp şöyle bir laf etmiş:” Dünya bir hükümdara büyük ama iki hükümdara yetmeyecek kadar küçük” …O vizyonu zirveye taşıyan ise Kanuni Sultan Süleyman ise Barbaros’u İstanbul’a davet edip Kaptan-ı Derya ilan etmiştir. Akdeniz’in kaderini değiştiren Preveze zaferinin ardından, padişaha haber ulaşınca şükür namazı kılıp “Rabbim bize denizlerin de kapısını açtı” dediği rivayet edilir.
İspanyollar altın yüklü gemilerini Okyanus’tan getirirken Akdeniz’deki Osmanlı devriyelerinden çekinerek Cebelitarık’ı ezbere geçemezlermiş. Akdeniz’i bir “Türk gölü “ haline getiren şey, o suların dilini Barbaros kadar iyi konuşan, haritasını Piri Reis kadar iyi çizen başka kimsenin olmamasıydı. Çünkü o dar boğazın ötesi, her an bir koyun arkasından süzülebilecek Osmanlı kadırgalarının ve akıncı kaptanlarının devriye sahasıydı. Şansa yer yoktu; Cebelitarık’ı ezbere veya elini kolunu sallayarak geçmek, koca bir serveti ve donanmayı Akdeniz’in dibine terk etmek demekti. Biri denizin ruhunu ve savaşını idare ediyor, diğeri ise ilmini yazıyordu.
Şimdi yine yaz mevsiminin içindeyiz; sıcaklar bastırdı, denizler daha da mavileşti. Bugün sere serpe uzandığımız o koylara bakıp, tatil hayalleri kurduğumuz tuzlu sular, bir zamanlar rüzgârı beklemeden küreklere asılan adamların sahnesiydi. Rüzgârın durduğu, denizin çarşaf gibi olduğu o demlerde, ahşap gıcırtıların sanki hala o dalgaların arasından fısıldadığını düşünerek ve aşağıdaki fotoğrafı çekerek denizciler anıtından ayrıldım. Asırlar önce bu suları göle çeviren atalarımızın o aklına ve cesaretine bir kez daha hayran kalıp selam göndermek ve de bu suları korumak boynumuzun borcudur. Sevgilerimle…




