Yaşar Öztürk
NOT DEFTERİ

Yaşar Öztürk

Paket program


Okullar başlıyor. Herkeste bir telaş. Kırtasiyeci, minibüsçü, yiyecek içecek satıcıları, ev ve iş yeri sahipleri, merdiven altı dahil etüt merkezleri, çocuk bakıcıları, kreşler, okullar ve öğretmenler öğrencileri bekliyor. Sağlıksız eğitim. Sağlıksız beslenme. Sağlıksız ulaşım. Gereksiz harcama, çılgınca bir tüketim…Fotoğraf çektirmeli kurum, kuruluşlardan paket kırtasiye yardımı.

 

Devlet kitapları ücretsiz veriyor ama çoğunlukla o kitaplar kapağı açılmadan çöpe gidiyor. Okullar kapandığında çöp kutularının sağı solu bu kitaplarla dolu. Kimi okullar topladığı için hurda kağıt kesiminin eline kısa yoldan düşüyor. Geri dönüşenler peçete, tuvalet kağıdı oluyor.

 

Daha okul başlamadan Whatsapp gruplarından listeler velilerin eline ulaşıyor. Devlet kitabı ücretsiz veriyor ama her yıl daha da kabaran bir yardımcı kitap listesi oluşturuluyor. Kırtasiyeler okul, öğretmen kapma yarışında. İstediğini istediğin yerden alamıyorsun. Markalar yarışıyor. Paket program. En çok harama yaptıran öğretmen de en çok para harcayan veli de gözde. Bu harcama daha sonra çocuğun gözüne sokuluyor: “bak bu kadar masraf yaptık! Ona göre!”

 

Eskiden bir kalem, defter, silgi, açacak, cetvel, pergel, iletki, sayı çubuğu… aldın mı tamamdı. Her şeyin akıllı olduğu bir süreçte defterler de akıllı oldu. Öğrencinin yazmasına not almasına gerek kalmıyor. Okumayan yazmayan bir toplumduk. Cumhuriyet ile okur yazar olmaya başladık. Şimdi okuyan ama yazmayan bir topluma dönüşüyoruz. Sağ olsun teknoloji ve yapay zeka insanı okuma hatta başka dilden çevirme zahmetinden de kurtardı. Senin yerine o okuyor ve çeviriyor. Gözlerini yormana gerek kalmadan dinliyorsun. Okulda okumana, yazmana, dersi dinlemeye bile gerek yok. Canının istediği saate ,istediğin zaman istediğin öğretmenden dersi internetten hem dinle hem de dinlen…

 

Okula okumaya değil zaman öldürmeye gidiyor öğrenci. En kötü örnek “Hababam Sınıfı” örneği. Dönüp duruyor bütün kanallarda. Yazarı Rıfat Ilgaz’ın mesajı nasıl da yanlış anlaşılıyor. Okula, öğretmene ne gerek var! Okullar hapishaneye, öğretmenler gardiyana dönüşmüş durumda. Ne yazık ki eğitim öğretim bir eziyet halinde. İnsanı insan yapan yaratıcılığının bulunup ortaya çıkarıldığı, geliştirildiği yerler olmaktan giderek uzaklaşılan törpü, bıçkı altına itilmeyi andırıyor. Veli okulu, okul öğretmeni, öğretmen öğrenciyi, öğrenci öğrenciyi ve anne babayı sıkıştırıyor. Sonunda sınırlar, alanlar, sorumluluklar birbirine karışıyor.

 

Bebekliğin, çocukluğun, gençliğin yok oluşunu hep birlikte izliyoruz. Sorun küresel. Küçük bir köye dönüşen dünyada eğitim iştah kabartan bir pasta. Tam bir tüketim çılgınlığı. Gösteri ve gösteriş kıskacı. Kadına dudağını, erkeğe kasını şişirten dayatma bebeğin, çocuğun ve gencin doğal yaşamını da elinden alıyor.

 

Bahçeli evleri apartmanlara; sokakları trafiğe; komşuluğu, akrabalığı, arkadaşlığı bencil çıkar ilişkisine kaptırdık. Hijyenik, steril, arıtılmış, dikenli telli, güvenlik kameralı hücrelerde evcil insan olduk ve evcil insan yetiştiriyoruz.

 

Kreşlerde paket program var. Akşam anne baba almaya geldiğinde elinde bir boyama, elişi, o gün öğretilen İngilizce bir sözcük, sayı ile mutluluğumuz tavan yapıyor. Yarış doğar doğmaz başlıyor. Seçme de o zaman başlıyor. Paket program çerçevesinde damgalar vuruluyor. “Zeki ama çalışmıyor!”, “Çok zeki!”, “Öğrenme güçlüğü var!”, “Hiperaktif”. Söz dinlemeyen çocuklar hizaya getiriliyor, getirilemeyenler paket program çerçevesinde koçlara, psikologlara ve psikiyatristlere yollanıyor. İçimizdeki simetri, ayar ve düzen verme canavarı devreye giriyor. Karışık kuruşuk olmak yok! Bebeklerin el, kol, bacak kaslarının gelişip gelişmemesi kimin umurunda. Ana baba, akraba, komşu sevgisini, saygısını, sorumluluğunu tatmadan büyüyen bebekler. Burunlarından getirdiğimiz hayatı böyle sanıyorlar ve yaşadıklarından öğrendiklerini katlayarak gelecek kuşaklara uyguluyorlar.

 

İlkokul ile anne baba da okula başlıyor. Şimdilerde anaokullarında, kreşlerde de baş gösteren “ödev” yarışı içine giriliyor. Eskiden okul günün belli saatindeydi. Şimdi uykulardan eden bir sürece döndü. Dur durak yok. Tatil demek kurs, ders demek. Anne babanın yardımına kurslar, etüt merkezleri, evde birebir ya da grup özel ders koşuyor. Çocuklar, öğretmenler, yöneticiler, veliler, sınıflar, okullar, kentler kendi aralarında yarışta. Emeklemeden koşmaya zorlanan herkes perişan. Paket program. Bu zorlama ve dayatmanın sonucu çok acı. Birbirinin kuyusunu kazan, acımasız, vicdansız, zorba bireylerden oluşturulan zoraki bir araya getirilen ya da çıkarcıların doluştuğu toplulukla doluyor dünya. Rüşvetle tanışıyor bu süreçte çocuklar. Rüşvetle ders yapıyor. Haliyle ileride işini rüşvetle yapmak istiyor.

 

Eskiden çocukların önüne atılan eşyalarla ne meslek seçeceği az çok ona bırakılıyordu. Şimdi paket program. Doktor, mühendis, mimar, eczacı…

 

Okullar başlıyor ama halimiz gerçekten çok acı.

 

Kendi elimizle yok ettiğimiz eğitim olmalı baş tacı.

 

Ne yapabilirim diye çırpınıp duruyor bizim eğitimci bacı.



ARŞİV YAZILAR