İrem Yıldız

BESİNLERİN EMİLİM DÖNGÜSÜ


Bir yiyeceğin etiketinde yazan kalori miktarı, onu yediğimiz anda vücudumuzun aynı miktarda enerji elde ettiği anlamına mı gelir? Ya da aldığımız vitamin ve minerallerin tamamı gerçekten kan dolaşımımıza geçer mi? Aslında beslenme, “yedim ve vücudum kullandı” kadar basit bir süreç değildir. Sindirim sistemi, tükettiğimiz besinleri parçalar, kullanılabilir hale getirir ve yalnızca belirli bir bölümünü emerek vücudun kullanımına sunar.

Öncelikle sindirim ile emilimin aynı şey olmadığını bilmek gerekir. Sindirim, besinlerin daha küçük parçalara ayrılmasıdır. Örneğin proteinler amino asitlere, karbonhidratlar daha küçük şekerlere, yağlar ise yağ asitleri ve diğer bileşenlere parçalanır. Emilim ise bu küçük moleküllerin bağırsaklardan kan veya lenf dolaşımına geçmesidir.

Peki yediğimiz her şey emiliyor mu? Hayır. Özellikle diyet lifi bunun en iyi örneklerinden biridir. Liflerin önemli bir kısmı ince bağırsakta sindirilmeden kalın bağırsağa ulaşır. Buradaki bazı lif türleri bağırsak bakterileri tarafından fermente edilir ve bu süreçte bağırsak sağlığı açısından önemli kısa zincirli yağ asitleri oluşabilir. Yani “emilmedi” demek, mutlaka “hiçbir işe yaramadı” anlamına gelmez.

Protein, karbonhidrat ve yağların emilimi de %100 olmak zorunda değildir. Sindirim sisteminin çalışma şekli, tüketilen besinin yapısı, öğünün içeriği ve kişinin bireysel özellikleri emilim miktarını etkileyebilir. Örneğin besinin ne kadar işlendiği veya pişirildiği, hücre yapısının parçalanması ve sindirim enzimlerinin besine ulaşması gibi faktörler besin öğelerinin vücuda sunulma biçimini değiştirebilir.

Vitamin ve mineraller söz konusu olduğunda ise durum daha da ilginçtir. Bir besinde belirli miktarda vitamin veya mineral bulunması, o miktarın tamamının vücut tarafından kullanılacağı anlamına gelmez. Buna biyoyararlanım denir. Biyoyararlanım, bir besin öğesinin sindirilip emilerek vücutta kullanılabilir hale gelen kısmıyla ilgilidir.

Örneğin bitkisel kaynaklı demirin emilimi, hayvansal kaynaklı demire kıyasla farklıdır. C vitamini içeren besinlerin öğünle birlikte tüketilmesi bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırabilirken, çay ve kahvede bulunan bazı bileşenler demirin emilimini azaltabilir. Bu nedenle yalnızca “hangi besinde ne kadar demir var?” sorusu değil, “bu demirin ne kadarı kullanılabilir?” sorusu da önemlidir.

Benzer şekilde kalsiyumun emilimi de tek başına besindeki miktarla açıklanamaz. D vitamini durumu, öğünün içeriği ve kişinin fizyolojik özellikleri gibi birçok faktör kalsiyum metabolizmasında rol oynar.

Yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin emiliminde ise besinlerle birlikte alınan yağın varlığı önem taşır. Bu nedenle son derece düşük yağ içeren bir beslenme düzeni, bazı vitaminlerin vücutta kullanılmasını etkileyebilir. Ancak bu durum “ne kadar fazla yağ, o kadar fazla vitamin emilimi” anlamına gelmez. Burada da dengeli bir beslenme önemlidir.

Ayrıca bağırsak sağlığı da emilim açısından büyük önem taşır. İnce bağırsağın yapısında veya sindirim sisteminin işleyişinde meydana gelen bazı sorunlar, besin öğelerinin emilimini azaltabilir. Bu nedenle sürekli ve açıklanamayan vitamin-mineral eksikliklerinde yalnızca beslenmeye değil, gerektiğinde sindirim ve emilim süreçlerine de bakılması gerekir.

Sonuç olarak tabağımıza koyduğumuz miktar ile vücudumuzun gerçekten kullanabildiği miktar her zaman aynı değildir. Besinin yapısı, pişirme yöntemi, öğünün diğer bileşenleri, bağırsakların durumu ve kişinin bireysel özellikleri bu süreci etkiler.

Bu nedenle sağlıklı beslenmeyi yalnızca “ne kadar yedim?” sorusuyla değerlendirmek eksik kalır. Asıl önemli sorulardan biri de “Yediğim besinlerden vücudum ne kadar faydalanabiliyor?” sorusudur. Çünkü beslenme, sadece tüketmek değil; sindirmek, emmek ve kullanabilmekten oluşan çok daha karmaşık bir süreçtir.



ARŞİV YAZILAR