Hülya Aslan

MISIR’DAN PATATES


Geçen yıllarda İran’dan soğan ithal etmeye başlamıştık. Nihayet soğandan ve samandan sonra 71 ilimizde yetişebilen patatesi de ithal etmeye başladık. Depolarda 50-60 bin ton yerli patates satılamadığı için çürümeye bırakılmışken oluyor bu ithal. Hem de Mısır’dan -büyükelçimizin olmadığı –Mersin Limanı’na oradan da doğruca Niğde’ye. Elbette ithal patates de olsa “Sezar’ın hakkı Sezar’a” deyip 71 ilin patates lideri olan Niğde’den dağıtım yapmak gerekirdi. Böyle de yaptılar binlerce ton ithal patates Niğde’den dağıtıma geçti. Oysa 20.03.2020 tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan Covit-19 nedeniyle buğday ekilişlerinin arttığını ve stoklardaki soğan ve patatesin de yeni ürün dönemine kadar yetecek düzeyde olduğu açıklaması yapılmıştı.

 

Yerli üretici elindeki patatesi ne yapacak ya Mersin’de limon üreticisinin yaptığını yapacak ki burada Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı üreticiye derman olmuş 100 tonunu İstanbul, 50 tonu da Ankara Büyükşehir Belediyelerine gönderme ile çift yönlü bir dayanışma örneği sergilemişti. Ancak patates üreticileri için durum çok zor. Eşlerine ve çocuklarına ayırmaları gereken zamanlarını tarlada geçirip karınlarını doyurabilme mücadelesi verirken her gün mazota ve ilaca yapılan zammı sineye çeken üretici artık bu darbe ile yıkılmıştır. Fakat her şey bir yana şunu biliyoruz ki tüm bu ithaller; bu halkla, tarımın dünya üzerinde ki ilk uygulayıcısı olan bu kültürle, bu Anadolu yüreği ile dalga geçmenin ötesinde küfür etme anlamına geliyor.

 

Ben hatırlıyorum ilkokul öğretmenimiz dünya da kendi kendine yeten yedi ülkeden biriyiz diyordu. Bir de buğdayımızın ve patatesimizin çok dayanıklı olduğu ve besin değeri (sonradan öğreniyoruz nişasta kavramını) açısından da çok kaliteli olduğunu ekliyordu. Tabii bu anlatılanların bilimsel alt yapısının ne olduğunu yıllar sonra Biyoloji bölümünü okurken yerine koydum. Ama o çocuk aklımla çok gururlanıp övündüğümü ve hiç aç kalmayacağımızın huzurunu uzun yıllar yaşadığımı bilirim.

Şimdi hangi öğretmen öğrencilerine bu gururu ve bu güveni yaşatabilir. Hangi öğretmen öğrencisinin -Öğretmenim! Bu soğan patates sarımsak gibi sebzeler ya da buğday, mısır, nohut pirinç, fasülye çok mu zor yetişiyor?  Yoksa, bizim topraklarda yetişmiyor mu ki dış ülkelerden satın alıyoruz, sorusuyla karşılaştığında ne yanıt verecek. Bunun ötesinde öğrencisine hiç aç kalmayacağı duygusunu yüreğine yerleştirebilecek mi?

Sosyal Bilgiler dersinde Çukurova’da; Pamuk, Narenciye, Ege de; Pamuk, tütün İç Anadolu da; Şekerpancarı, patates, buğday Doğu Anadolu da; Buğday gibi yedi bölgenin tarımsal dağılımını MEB kitaplarında yazdığı ve EBA da anlatıldığı gibi vermeye devam ederken çocuk aklında ne büyük huzursuzluk ve bilgi kirliliği oluşturacağını fark ettiğinde nüfusumuz çok arttı mı diyecek inanmadan.

 

Oysa Ege’de tütünün ve pamuğun yerinde yeller esiyor. İç Anadolu da Şekerkamışını kim ürete kim göre, Çukurova bembeyaz pamuk örtüsüne bürünmüşte ben mi görmüyorum, dünyanın en stratejik ürünü olan buğdayı Rusya ve Ukrayna’dan ithal eden bir Türkiye yok da İç Anadolu ve Doğu Anadolu’dan mı oralara ihraç ediliyor da biz mi yanlış biliyoruz.                                                                                                        

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde de ve tüm canlıların ortak özellikleri arasında da en önemli ihtiyaç beslenmedir ve ülkeler içinde bu ihtiyacın karşılanabilmesi o ülkeyi yönetenlerin primer görevidir. Mezopotamya topraklarının ve kültürünün var olduğu bir ülkede buğday, mısır patates gibi temel besin değeri olan maddeleri ihraç etmek ayıptır, yazıktır, günahtır ve utanılması gereken bir durumdur.                                                         

Yapmayın! Bu ülkenin genleri ile bu kadar oynama hakkını kendinde görenlere sesleniyorum, bu genler unutmayın aynı havuzda birikiyor yani demem o ki bu havuz genleri sizin DNA kodlarınızı da oluşturuyor.



ARŞİV YAZILAR