Fikret Ünver

“GAZETECİLİĞİN” ARDINDAN...


 

            Sevgili Dostlarım;

 

            Mersin Gazeteciler Cemiyeti 12 Haziran 1998 tarihinde “Meslek Etiği” konulu bir etkinlik düzenlemişti. Cemiyet Başkanı Ali Adalıoğlu konuşmacı olarak beni davet etmişti.

Dönemin Mersin Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zafer Üskül oturum başkanıydı.

 

            Aradan tamı tamına yirmi iki yıl geçmiş.

 

            “Gazetecilik bir yaşam biçimidir” diyerek başladığım konuşmamı şöyle sürdürmüştüm:

 

            “Gazetecinin görevi, olayları ve gelişmeleri herkesten bir gün evvel yaşamak ve onlara bir gün önceden tanıklık etmektir.

 

            Sahnedeki tiyatrocu ve diğer sanatçılar gibi her gün yığınlar önünde tartıya çıkma heyecanı yaşanır bu meslekte... Gâh alkışlanır, gâh ıslıklanırsın... Arada saldırıya uğradığın da olur. Dayak yersin, tehdit alırsın, belki de bir gün öldürülebilirsin... Çeşitli kazalarda kurban olmayı da göze almalısın.

 

            Kırkına kadar sağ çıkarsan, karaciğer büyümesi, kalp krizi, kanser gibi
stres’ ürünü marazlarla tanışma olasılığı yüksektir. Bunları atlatırsan, Karadeniz fıkrasındaki gibi ‘pisi pisine’, yani yatağında ecelinle ölebilirsin.

 

            Seksen sene tekdüze yaşamaktansa, ‘otuz altı kısım tekmili birden’ dopdolu elli-altmış yıl yeter de artar gazeteciye... Çünkü gazeteci hayatı tüm boyutlarıyla hissetmiştir.

 

            Kimi gün varlıklı biri gibi lüks otelde, kimi gün de çoban gibi dağ başında, güneşin doğuşunu-batışını izler gazeteci

 

            Daktilosunun tuşlarına basarken dünyası değişir, bambaşka alemleri dolaşır... Yazarken gülümsediği de olur ama çoğunda kendini tutamaz ağlar sessizce... Dayanamaz bazen, her şeye isyan edesi gelir, daktiloyu tokatlar.

 

            Gazeteci umudunu hiç yitirmez. Emeğini, ömrünün bir parçasını sarf ettiği işyerinde iş verenlerine güvenmek ister. Onların da kendisinin meslek ahlâkına, dürüstlüğüne, bilgi ve becerisine güvenmesini ister. Ama? Neyse...”

 

            Bunları söylemişim. Üstelik ne kadar da can çekişirse çekişsin, gazeteciliğin halen “meslek” olduğu o dönemde...

 

                                    *          *          *

 

            Sevgili Dostlarım, o anları, o günleri hatırladığımda, şimdi çoğu aramızda olmayan meslek büyükleri gelir gözümün önüne.

 

            Eski gazetecileri en mutlu eden şey “meslektaş dayanışmasıydı”... O zamanlarda gazeteciler, meslek deneyimi ve kıdeme saygı gösterirdi. Meslek büyükleri de kendisinden küçüklere her koşulda “abilik” yapar, kollar, korurlardı.

 

            Gazetecinin uğraşı alanı, rüşvet alan ve verenler ile yalan vaatlerle bir yerlere gelen siyasiler, çıkarcı ve sorumsuz yöneticiler olurdu. Bir gazetecinin bu kirli ortamdan nemalandığının duyulması, onun “sonu” demekti. Meslektaşları yüzüne bile bakmaz, hiçbir kuruluşta iş bulamaz hale gelirlerdi. Yalakalık yapmak da çok ayıptı. Yapanlar yalnızlaştırılırdı.

 

            Vay bee!..



ARŞİV YAZILAR