Mehmet S. Nane

Mersin mezarlığı ve cenaze adabı


Bir ara gazetelere, dergilere de konu olmuştu: Mersin Kabristanı’nda 3 semavi dinin mensupları birlikte yatmaktadırlar. Sanırım bunun Türkiye’de başka örneği yok. Varsa da ben duymadım. Bu durum, şehrimiz Mersin’in ve Mersin halkının öteden beri birbirine ne kadar kardeşçe ve hoşgörüyle baktığının en büyük kanıtı.

 

Yani 3 farklı dine mensup olan atalarımız asla din bağnazlığı yapmamışlar. Aynı toprakları, aynı şehri paylaştıkları, aynı havayı teneffüs ettikleri dostlarıyla, komşularıyla son yolculuklarında da birlikte olmakta bir sakınca görmemişler.

Mersinliler olarak iftihar edeceğimiz bir durumdur bu.

 

Cenazelerde bulunmak bence sosyal bir görevdir. Hem hayata veda eden kişiye gösterilen vefa, sevgi ve saygıdır hem de geride kalanlara destek olmak açısından son derece önemlidir.

Hiç kimsenin, vefat eden kişi için yaptığı bu son göreve istekli olarak katıldığını sanmam. Bu arzu edilmeyen üzücü bir görevdir. Çünkü ortada bir ölüm vardır ve son görev tamamlandıktan sonra da giden bir daha dönmeyecektir.

 

Bu konuda her dinin farklı uygulamaları vardır. Hangi dinin cenazesi olursa olsun asla değişmeyen, değişmemesi gereken kural şudur: Cenazeye gösterilmesi gereken saygı.

 

Ne yazık ki toplum olarak cenazelere gereken saygıyı göstermediğimizi düşünüyorum.

Cenaze törenleri sanki sosyal bir buluşma ortamına dönüşüyor. Çoktandır birbirini görmeyenler koyu bir sohbete dalıyorlar, gülme hatta kahkaha sesleri bile işitilebiliyor. Vefat eden kişi yakınımız olmayınca veya yaşlıysa, hastaysa ve beklenen bir ölümse nedense daha bir rahat davranıyoruz.

Oysa tüm bunlardan bağımsız olarak ölen her kim olursa olsun cenazelerde ağır başlı davranmak esas olmalıdır. Çünkü bulunulan ortam ciddiyet ister.

Unutmayalım ki, ölüm, bir canlının başına gelebilecek en ciddi olaydır!

 

Yukarıda yazdım, tekrar edeyim: Cenazeye katılım pek çok değerin yanında bir saygı ifadesidir aynı zamanda. Bu sebeple giyim-kuşama da dikkat etmek gerekir. Erkeklerin yaka-bağır açık, sakal traşı olmadan, saç-baş dağınık ve özensiz bir şekilde cenazeye gelmelerini kimse kusura bakmasın ama hiç doğru bulmuyorum. Ayıplıyorum!

Ne yani, cenazeye gitmek hafta sonu traş olarak, kendimize çeki düzen vererek gittiğimiz akşam yemeklerinden daha mı az itinayı hak ediyor?

 

Benzer şekilde bazı kadınların cenazelere pür makyaj yaparak ve tüm takılarını sergileyerek geldiklerini görerek çok ayıplıyorum.

Elbette ki hiç kimse bir kadının ne giyeceğine, cenazede başını kapatıp kapatmayacağına, yapacağı makyaja karışamaz. Bu hiç kimsenin haddi de hakkı da değildir. 

Fakat böyle özel ve acı yüklü bir ortamda günlük normal makyaj yerine ağır bir makyajla katılımı ben doğru bulmuyorum.

 

Çok şükür ki Mersin’de rastlamadım. Fakat cenazelerde yapılan bir iş var ki beni çok kızdırıyor. Kan beynime sıçrıyor! O da cenazenin alkışlanması.

Sanırım bu adet ilk olarak özellikle tiyatrocu ve belli sanat dallarında vefat eden kişilere uygulandı. Sonra da salgın gibi yayıldı!

Bir tiyatrocunun hayatını geçirdiği ve alkışlarla yaşadığı bir sahneden yine alkışlarla uğurlanmasını anlarım ama her cenazenin böyle alkışlanması nedir Allah aşkınıza?

Neyi alkışlıyorsunuz? Yaşadığı için mi bu alkışlar yoksa ölüp gittiği için mi!

 

Cenazeler son görevimizi yerine getirdiğimiz ortamlardır. Buna yakışan bir şekilde vakarla ve saygıyla davranılması gerekir.

 

Bugün pek de hoşa gitmeyecek bir konu yazdığımın farkındayım. Fakat bu konuda başta kendim olmak üzere herkese bazı kural ve değerleri hatırlatma ihtiyacı hissettim.

Tüm değerli okur dostlara aileleriyle ve sevdikleriyle birlikte uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.



ARŞİV YAZILAR