Yasmina Lokmanoğlu

Tarsus Beyazı


Buz gibi sarı bir salkım Tarsus beyazı cinsi üzüm, yanına nefis bir keçi peyniri ve sıcacık bir pide ile kahvaltı etmek büyük bir zevktir. Hatta birçok Tarsuslu için kışın hayal ettikleri, yazında keyifle yaptıkları bir kahvaltıdır. Torosların eteklerinde yaşayan Tarsus, Mersin köyleri için de Tarsus Beyazı veya Recep üzümün toplanması ayrılması bir gelenekmiş. Bunu en güzel Buluklu köyünden 1959 doğumlu Emine Gün anlatıyor. Şöyle aktarıyor üzüm hasadını, Ağustos başı olgunlaşan üzümün hasadı için köyün bu konuda uzmanlaşmış insanları bir araya gelerek görev dağılımı yaparlardı.  Toplanan üzüm toprağa serilir, kaliteye göre ayrılırdı. İyisi hale gönderilmek için ahşap sandıklar hazırlanırdı. İçine pembe özel bir kâğıt serilirdi. Diziciler vardı o zaman, onlar tarafından balıksırtı şeklinde bu sandıklara dizilirdi.  Her sandık 15 kilo gelirdi. Üzerine jelatin gibi bir şey kaplanır, doğal pamuklu iple bağlanırdı. Kamyonlarla köyden Şehre üzüm taşınırdı Bereketi çoktu üzümün o zaman, hasat 20 gün sürerdi. Günümüzde hasat bir günde bitiyor, anca bahçenin yanından geçerseniz üzümün toplandığını fark edebiliyorsunuz dedi. Kalan üzümleri kendimiz için pekmez, sirke, kuru üzüm şeklinde kışlık yapardık. Pekmez için tahta kocaman tekneler vardı. Bir tarafında oluk olan, ayaklarıyla ezer suyunu bir kazana toplardık. Daha sonra 3 ayaklıyı koyar odun ateşi yakar ve pekmezi ailece yapardık çünkü pekmez oluncaya kadar ateşinin sönmemesi gereklidir. O arada annem biz çocuklara peynir veya tort sıkması yanında, buz gibi pınar suyunda yıkanmış Tarsus beyazı ile katık yapardı.  Sıcacık sıkma ve tatlı üzümün tadı halen damağımda dedi Emine sözlerini biterken.

Bu gün çiftçiye Tarsus beyazı dedik mi bin tane şikâyet dinliyoruz. Başta bu ürün dayanıklı değil uzak yere gitmiyor, talep yok diyorlar. Üzümün üzerine yapışan haşerelerden, kullanılan zirai ilacın pahalığından bahsederek bizleri yıldırıyorlar. Baştan bizlerle iletişimi kesiyorlar. Söze başladığımızda da bizleri dinlemediklerini fark ediyoruz. Biz de Tarsus Slow Food gönüllüleri olarak üzülerek ayrılıyoruz yanlarından.

Aslında gerçek çok basit, Bizim çiftçimiz asırlardır sürdürdükleri tarım ürünlerinden geleneksel yöntemleri uygulamadıkları için verim alamıyorlar. Toprağa sıkılan ot ilacı ile topraktan gelen ve mahsule faydalı olan bütün türleri öldürüyor. O yapraklara gelen sinek ve böcekleri yok edecek bir şey kalmayınca bu seferde bu türleri öldürmek için ilaç sıkıyorlar. Sonuçta sıkılan bütün bu ilaçlar önce kendi ve ailelerinin sağlığını tehdit ediyor. Ama bunu da fark etmiyorlar. Yıl ve yıl aynı şeyleri uygulayarak devam ediyorlar. Ta ki artık borçlar gırtlaklarına kadar çıkıncaya kadar. O zamanda tarlarını bahçelerini satarak şehre taşınıyorlar. Küçücük mekânlarda yaşamaya çalışıyorlar.

Birilerinin artık buna dur demesi lazım. Ben yeni gelen çiftçi çocuklarından çok ümitliyim. Yoksa bu asırlık yerel türlerimizi sadece kitaplarda göreceğiz.

Sağlıkla kalın, hepinize kucak dolusu sevgiler

Not: Tarsus Belediye Başkanlığı 28.05.2003 yılında coğrafi işaret için başvurmuş ve 2004 yılında da tescil ettirmiştir.



ARŞİV YAZILAR