Fikret Ünver

GELECEĞE MEKTUBUMDUR -5


       Sevgili gelecek, Türkiye TBMM’nin 30 Haziran 1950 tarihli oturumunda alınan karara dayanarak Kore’ye bir tugay asker gönderdi. Demokrat Parti iktidarının parti politikası gereği Sovyetler Birliği tehdidine karşı NATO’ya girebilmek gerekçe gösteriliyordu.

 

       Mecliste karara karşı çıkan olmadı.

 

       Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 5 bin 59 mevcutlu 1 inci Türk Tugayı 17 Eylül 1950’de İskenderun limanından Kore’ye hareket etti. Busan’da Amerika teçhizatıyla donatılarak talimlere başladı. Türk Tugayı bir süre, cephe gerisindeki komünist gerillalarla çatıştıktan sonra Kuzeye doğru gitmekte olan büyük orduya katıldı.

 

       24 Kasım 1950 sabahı Çin sınırına doğu ilerleme emri alan Tugay, Kunuri’den hareket etti. Ancak Çin Halk Gönüllü Birlikleri cephenin arkasına sızmaya başladı. Tehlikeyi gören Amerika ve Güney Kore birlikleri ricata başladı. Ancak en uçtaki Türk Tugayına (nedense) ricat emri çok geç ulaştı. Etrafı kuşatılan 1 inci Tabur süngülü çatışmaya girmek zorunda kaldı. Ricat harekatını kolaylaştırıp Amerikan askerlerinin imha edilmemesi için sonuna kadar direnen 3 ncü Tabur 9 uncu Türk bölüğü tamamen imha edildi. Geride kalan Türk birlikleri ise Chongchon Nehri boyunca geri çekildi.

 

       Savaşın başından 1953 Temmuz’undaki ateşkese kadar toplam 14 bin 936 Türk askeri Kore’de görev aldı. Bunların 721’i yaşamını yitirdi, 175’i kayboldu, 234’ü esir düştü, 2 bin 147’si yaralandı ve sakat kaldı. Böylelikle Türkiye yüzde 22’lik zayiatıyla ABD’den sonra ikinci sırada yer aldı.

 

       Türkiye, binlerce Anadolu yiğidini binlerce kilometre uzakta niye kavga ettiklerini bilmeden sürüklediği savaşın ödülünü 1952 yılında NATO’ya girerek Amerikan kapısına bağlandı.

 

       Arkasından Amerika’nın emriyle Kayseri’deki uçak fabrikası, Kırıkkale’de top, tüfek ve mühimmat fabrikaları kapattırılarak koca tesisler neredeyse gazocağı ve iğnesi üretir hale getirildi.

 

       Aynı Amerika, askerlerinin sağ salim geri çekilmesi için ileride bıraktığı ve son erine kadar direnen Türk Ordusuna 74 Barış Harekatını yaptı diye “silah ambargosu” uygulamadı mı? Bunun üzerine madalyalarını yüzlerine çarparcasına iade eden bir zamanların cengaver Türk askerlerinin yüzlerini, kendi halkı karşısında yere eğdirmedi mi?

 

       Unutmayalım bunları.

       Öyle değil mi sevgili “gelecek”?

       Bekle bakalım daha ne mektuplar gelecek?

 



ARŞİV YAZILAR