Hülya Aslan

NE GÜZELSİN SEN


Doyumsuz ve sınır tanımayan tüm kapital düzene, tüketmeye, bu kadar hızlı ve çirkin yapılaşmaya rağmen az da olsa bazı şehirlerimizin hala kendine özgü bir dokusu vardır.

 

Şehre girdiğiniz andan itibaren o doku sizi sarıp sarmalar. Öyle ki şehrin o sımsıkı kucaklaması yanında üzerinizde kurduğu ağırlığı baskın olarak hisseder fakat bu durumdan rahatsızlık yerine huzur duymaya başlarsınız.

 

Bir süre sonra da geldiğiniz yerin ve getirdiğiniz farklılıkların sizi o şehirde yabancılaştırması ya da ayrıştırması yerine kaynaştırıp bünyesine aldığını duyumsar, rahatlayıp huzur bulursunuz. Belki de yaşamının geri kalanını geçireceğin seni bağrına alan, akşama doğru imbat rüzgârlarıyla sevdalı okşayan şehrimi buldum dersiniz.

 

Hem de öyle bir şehir ki Kleopatra ile Romalı General Marcus Antonious’un dünya tarihine geçen büyük aşklarına ev sahipliği yapmış.

 

İlyada ve Odysseia destanlarının ozanı Homeros’un yaşamını geçirdiği, Aristo’nun “Görmezsen eksik kalırsın” diyerek İskender’i uyardığı.

 

Onlarca şaire yazara ilham kaynağı olan yakılmış yıkılmış ve küllerinden yeniden doğmuş bir şehir.

Hepsi bir yana dünya tarihin görebileceği en büyük askeri dehanın, Mustafa Kemal’in doğduğu şehrin, ikiz kardeşi olan şehir.

 

Tarihte bir örneği daha olmayan Milli mücadelenin başladığı ve Yunana karşı ilk kurşunun atıldığı 15 Mayıs 1919 dan Milli mücadelenin taçlandığı 9 Eylül 1922 ye kadar özgürlük ve bağımsızlık savaşının destanlarını yazan şehir.

 

Mustafa Kemalin büyük hayranı ve iki buçuk yıl eşi olan “Kemal’in” fotoğrafını göğsünde taşıyan Latife hanımın şehri.

 

Büyük kumandan Mustafa Kemal’in, bir milletin vatanını yedi düvel işgal etmeye gelenlere “bir milletin istiklalini temsil eden bayrak çiğnenmez” diyerek dünya milletlerinin kutsalını kutsayan dersin verildiği şehir.

 

Tanrıça Artemis’e ithaf edilen, Büyük Taarruzun peşine yedi düvelin ve onların maşalarının “geldikleri gibi gönderildikleri” kutsal şehir.

 

Bir yıl önce Bornova sırtlarındaki Bel kahveden yanan yakılan şehri görüp içinde fırtınalar kopan kumandanın 1923 de Kordon da Rum Dimitri’ye Yunan Kralı Konstantin’i kastederek

 

-Geldi mi buraya?

-Geldi Paşam.
-Oturdu mu bu masaya? 
-Oturdu paşam.
-Güneş batarken rakı içti mi?
-İçmedi Paşam.

-E o zaman sormadın mı be çocuk, ne halt etmeye almış dediği şehir.

 

Kadını-erkeği, çocuğu ve genci ile özgürlüğünden, yaşam hakkından ve çağdaşlığından ödün vermeyen ATATÜRK’ün gözbebeği şehir.

 

Ve çocukluğumun, ilk gençlik yıllarımın sımsıcak duygularını, aşklarını, sevinçlerini hüzünlerini yaşadığım.

 

“Keşke Yunan alsaydı” diyebilecek kadar küçülen hainlerin bu topraklara yakışmadığı, vatan topraklarının her bir karışında ne acıların ne destanların yazıldığı şehirlerden birisi ve de en güzeli olan İZMİR.

 

Bağımsızlık ve kurtuluşunun 98. yılını kutlarken Başkumandan Mustafa Kemal ATATÜRK’ün sana olan sevgisi ve bizlerin O’na ve tüm şehitlerimize duyduğumuz minnet ve şükranla selamlıyoruz seni.

Ne güzel bir şehirsin sen İZMİR. 



ARŞİV YAZILAR