Hülya Aslan

İSTEYEN VELİ


Çarşamba günkü yazımın ardından pek çok mail aldım. Özellikle devlet okullarında görev yapan ilkokul ve ortaokul öğretmenlerinden. Çünkü onlarında öğrencileri ile bir an önce yüz yüze eğitime geçme istek ve temennileri var. Ancak aynı oranda da kaygıları var. Ama…. ile başlayan cümlelerinde ise “işin artık çok daha ciddiye alınarak hijyen kurallarının uygulanmasına dayanıyor” diyorlar.

 

Yani kontrollü ve ciddiye alınan önlemler ile biz yüz yüze eğitime her zaman her şekilde online eğitimden çok daha istekliyiz diyor “asıl yük” olan öğretmenlerimiz.      

      

Sorumluluğun öğretmen öğrenci ya da okul idaresi ve de veliye atılmasından vaz geçilip bunun sorumluluğunu sistemsel olarak yüklenmek gerekir. Çünkü ortada ders çalışmayan öğrenci arar gibi pandemide bir tarafın suçluluğu ya da sorumluluğu diye bir şey aranamaz. Burada konu eğitimin yüz yüze sürdürülebilirliği ile ilgili yapılması gerekenler olup bireyler üzerinden değil sistemler üzerinden çözümlere gidilmelidir. Diğer bir deyişle okullar eldeki bilimsel veriler ışığında pandemi sürecinde olması gereken şekle büründürülmeli ve çocukların seyreltilmiş sınıflarla haftanın birkaç günü de olsa okulla buluşmaları sağlanmalıdır.

 

Çünkü bu pandemi bugünden yarına çözülecek gibi durmuyor. Bakın Pazar akşamı Amerika’nın Fox TV kanalında Bill Gates pandemi sürecine yönelik ön görüsünü belirtiyor. “En iyi ihtimalle 2022 de normal hayatımıza geri dönebiliriz” diyor. Demek ki pandemi daha çok sürecek. O zaman bizim 7/15 yaş grubu çocuklarımızı özellikle TV – Bilgisayar ile EBA’dan (çökse bile) müfredatı uygulama yanında duygusal ve motor sinirlerinin gelişimine etki edecek eğitim modellerini bu pandemi sürecini fırsata çevirerek, yapma zorunluluğumuz ve sorumluluğumuz olduğunu bunun milletimize karşı bir borcumuz olduğunu düşünmek gerekiyor.

 

Sayın Milli Eğitim Bakanı da “İsteyen velilerimiz, çocuklarını okula gönderebilirler.' Ama diğer velilerimiz için de Milli Eğitim Bakanlığı olarak bizim bir fırsat vermemiz lazım. Müfredatın işlendiği ve tüm kademelerin, ilkokul için ayrı kanal, ortaokul için ayrı kanal, liseler için ayrı kanal, okul öncesi için ayrı bölümler. Bu tür hizmetin verildiği ülke sayısı dünyada 3'ü geçmiyor. Altını çizerek söylüyorum, bizim için televizyondaki dersler, bir öğrencinin okuldaki müfredatının tamamlanması için yeterli” diyor.

 

İsteyen veliler, çocuklarını okula gönderebilir dediğimiz zaman sorumluluğu veliye atmış olmuyor muyuz ? Bu kabul edilemez bir yaklaşım olmanın yanında eğitim öğretim bütünlüğü içinde Bakanlık düzeyinde ifade edilecek şey midir? Pandemi sürecinde bir çeşit “ne yapalım bizden bu kadar” gerisi veliye ait diyecek kadar o makamlar özgür müdür?

 

Ayrıca eğitim-öğretim demek sadece belli müfredatların ve programların uygulanması mıdır? Eğitim öğretimin içinde kurulan bir duygusal bağ, dostluk, sırdaşlık yok mudur? Bunun böyle olduğunu her eğitimci gibi Sayın Bakanda biliyor. Bu sebeple acil olarak özellikle ilk ve ortaokullarda okuyan çocuklarımızın yüz yüze eğitimi için, elbette çok sıkı sağlık önlemleri ile birlikte çalışmalara başlanması gerekmektedir.

 

Biz eğitimcilerin de sürekli dile getirdiği gibi çocuk ve gençler sadece akademik bazı bilgilerin yüklenilmesi için okula gitmezler ve okullarında tek işlevi bu yönde olmamalıdır. Yani sadece müfredat doğrultusunda akademik birkaç şey verme ile okullar ödevini tamamlayamaz. Okulların derinde yatan görevi, çocuğun sosyalleşme, kendini bulma, zihnen ve bedenen hayata hazırlanma yerleri olmasıdır. Bu sebeple online eğitim bu yaş grubu için sadece programları tamamlama diye kayda geçer ve bunun da ülkemizin kanayan yarası olan eğitim sorununa yenilerini eklemenin ötesine geçemez.

 

Sınırlı bir köşe ve sınırlı bir yazı olması gerektiği için Sonraki yazımda bir dizi çözüm önerileri ile pandemi sürecinde yüz yüze eğitimin olabilirliğini ele alacağım.



ARŞİV YAZILAR