Abidin Yağmur

Öğrendim ki


Kurnazlık kısa vadede kazandırabilir.

Ama iyi niyetli ve akıllı olmanın uzun vadede kazandırdığını gördüm.

Tanıdığım tüm kurnazlar kısa vadede kazandı ama sonuçta aynı yerde yine buluştuk.

Kurnazlık edeceğim diye kendi ömürlerini yedikleriyle kaldılar, ben hayatın tadını çıkardım.

İte it, ata at, bite bit, mala mal dedim valla.

Laf içimde kalmadı, oh ne güzel ettim deyip sırtüstü uzanıp tavana bakarak gülümsemenin tadını çıkardım.

O tadı hiçbir dinlencede bulamadım.

***

Haksızlığa uğradığımda kavga ettim doğru.

Bağırdım da.

Küfür etmiş de olabilirim, hak ettiyse niye olmasın.

Şımarana, kibirli olana karşı kendimi övdüğüm de oldu.

Ustaların dizinin dibinde diz çöküp oturduğum da oldu, ustaları saatlerce dinlediğim de oldu.

Nefisleri benden üstün, çöpçüden hayat dersi dinlediğim zaman da oldu.

Nefisleri benden çok çok üstün, okuma yazma bilmez çobandan politik gelişmeleri dinlediğim de oldu.

Üniversite hocasına gösterdiğim saygının aynısını ilkokul hocasına da gösterdim.

Yaşı büyüğü dinlediğim kadar, yaşı küçüğü de dinlediğim oldu.

Yeri, sıfatı ne olursa olsun, başka insanların da beni dinlemesini isterim, buna hakkım yok mu?

***

Dinlemiyorsa kurnazlık edebilir.

Hakkıdır.

Tercihidir.

Yağcılık yapabilir patrona, amire, müdüre, başkana…

Yalakacılık derdi bizim bir arkadaş, yalakacılık yapabilir.

Kısa vadede kazanır, kazanmaz değil.

Ama uzun vadede işi zor.

Ben yağcılık, kurnazlık yapmadan aha bu haldeyim.

Bazı arkadaşlarım yağcılık ve kurnazlıkla yol almak istedi, onlar da aha o halde.

Fark?

Yok, ne farkı.

Aynı fukaralık...

Fakat ben bir parça zengin sayılırım.

Çünkü sırt üstü uzanıp gülümseyerek tavana bakarken iyi ettim anasını satayım dediğim çok oldu.

O tadı hiçbir dinlencede bulamadım.

***

Heyecanlanıyorum yaşamı düşündükçe.

Diyelim ki yaşım 80 oldu, o gün bile yeni şeyler öğrenecek olduğum için, öğrenmeye doymayacağımı bildiğim için heyecanlanıyorum.

Bir de Sait Faik’ten, Haldun Taner’den, Refik Halid’den, Leyla Erbil’den, Yılmaz Güney’den, Osman Şahin’den, Ferhan Şensoy’dan, Mine Söğüt’ten hikayeler okudukça heyecanlanıyorum.

Bazen diyorum ki…

Onların hikayelerinde harbi insanlar vardı; şimdi harbi hayatta hikâye insanlar var!

Hikayesin oğlum sen!”

Bunu hak edene, hak ettiği zaman söyleyebilmenin en büyük zenginlik olduğunu, cebinde ne kadar para olursa olsun, bunu söyleyebildiğin, hayata bir nanik yapar gibi lafını söyledikten sonra ellerin cebinde yürüyüp gidebildiğin sürece zengin olabildiğini ne zaman anladım ben?

Paranın kolay kazanılması ile kolay harcanması arasında doğru orantı olduğunu anladığım gün mü?

Yoksa, yağmurda ıslanmış toprak kokusunun, kurumuş gazel kokusuna karışmasını sevdiğimi anladığım gün mü anlamıştım bunu…



ARŞİV YAZILAR