Fikret Ünver

İŞTE O’NUN FARKI - 2 -


            Mustafa Kemal Paşa, muhtırasını, diplomatik bir dille sürdürür. Kurulmak istenen çiftliklerin ve çocukların eğitiminin Türk Hükümetinin atayacağı görevlilerce yürütülmesi, çalışacak öksüzler arasında soy, mezhep ayrımı yapılamayacağı gibi koşulları belirterek, diplomatik bir tavırla reddeder.

           

            Onun duyarlılıkla ve devlet adamı sorumluluğuyla, ayrımcılığa ve karıştırıcılığa gösterdiği bu tepkisinde, geçmişte yaşanan acı deneylerin yarattığı sonuçlar vardır. Osmanlı yönetiminin gelişigüzel izin verdiği Anadolu illerindeki Amerikan Konsolosluklarının Hıristiyan azınlıkları, özellikle Ermenileri eğiten misyoner okulları kurmaları, eğittiklerine birer ABD pasaportu vererek onları Amerikanlaştırmaları ve misyoner okullarını, manastırları silah deposu haline getirmeleri, sonunda terör eylemleri, arkadan vurmalar gibi somut olaylar bulunmaktadır.

 

            Osmanlı’nın son döneminde yabancıların işlettiği okul sayısı 98’dir. Bu işi yalnızca savaş öncesi durumun bir özelliği olarak göstermek yanıltıcıdır. Mustafa Kemal Paşa’nın Amerikan okullarının etkisini değerlendirmemesi düşünülemezdi.

 

            Amerikalıların sadece Talas Koleji’nin 1880 yılı ders programında, Ermenice ve Rumca Gramer, Osmanlıca İncil, Hıristiyanlara göre tarih derslerinin yanı sıra Amerikalıların üç ayrı yerdeki matbaada, Ermenice, Rumca, Bulgarca, İtalyanca, Ladion (İspanyol Yahudi dili) dillerinde 725 kitap yayınladıkları bilinmektedir.

 

            Mustafa Kemal Paşa, “kültürel işgal”in sonuçlarını iyi değerlendirmektedir. Sözde öksüzler yurdu kurma gibi insancıl girişimin altındaki “azınlık örgütleme” planının yattığını elbette biliyordu. 1922 yılında ülke henüz işgal altındayken ve en zor koşullar yaşanırken yazılan bu muhtıra’daki değerlendirmeye “komplo teorisi” diyecek bir kişi olabilir mi?

 

            Buna “komplo uydurması” diyenler, Reagan’ın 1982’de koyduğu adla “demokrasi projesinin” Yugoslavya’da, Çekoslovakya’da, Balkanlarda, Asya’da, Afrika’da, Orta ve Güney Amerika’da, Irak’ta Venezuella’da Libya’da, Suriye’de yol açtığı sonuçları unutsa da, görmezden gelse de Türkiye’de etnik, dinsel kışkırtmaları, Lozan’ın yeniden gözden geçirilmesi taleplerini yok sayması mümkün olmayacaktır.

 

            İşte en zor koşullarda bile emperyalizmin istek ve dayatmalarını tersyüz eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk...

 

            İşte O’nun ölümünü fırsat bilip Ülkemizi emperyalist blokun çıkarlarına hizmet eder hale getiren sözde yöneticiler...

 

            Ve işte O’nun farkı...

 

            İşte O’nun, her yurttaşımızın hafızasına kazınması gereken şu uyarısı:

 

            “Adalet ve merhamet dilenmek gibi bir prensip yoktur. Türk Milleti, Türkiye’nin müstakbel/geleceğinin çocukları bunu bir an hatırdan çıkarmamalıdırlar.”



ARŞİV YAZILAR