İlkay  Adalıoğlu | ARINMA ZAMANI | Güney Gazetesi Mersin
İlkay  Adalıoğlu

ARINMA ZAMANI


Sıcağının yanı sıra aşırı nemiyle yurda nam salmış bu memlekette yaşadığım için sonbahara ne anlam yükleyeceğimi şaşırırım.

Şiirsel bulurum bu mevsimi.

Hüzün yüklüdür, doğrudur ancak yaz mevsiminin şımarıklığına inat bu geçiş bana mağrur ve asil gelir.

Mersin’de kan ter içinde yüzde 98 nem oranıyla boğuşup yaşam savaşı verdiğimiz Ağustos ve Eylül’den sağ çıkmanın mutluluğuyla Ekim ayında şenlik düzenlense yeridir.

Her gün üç-beş defa banyo yapmaktan, kurumaya bir türlü fırsat bulamayan ıslak saçlarla dolaşmaktan, vücuda bal dökülmüş gibi yapış yapış hisse veda etmek demek Mersin’de sonbahar.

Hiç serinlemeyecek hep cayır cayır yanacak sandığım Akdeniz’in serinleyişini huşu içinde izlemekteyim. Bu memlekette mevsim dönümlerine şaşırmamayı başaramadım onca yıla rağmen. Her yazdan sonbahara geçişte aynı dozda, aynı şaşkınlık, aynı heyecan….

Tamam klima esaretinden kurtulduk kurtulmasına da sonbahar ve kış, sadece romantik yağmurlardan, sıcak şarap, şömineden ibaret değil ne yazık ki.

Bunun nezlesi, gribi var. Hele ki bu yıl çok kritik kış ayları bizleri bekliyor. Bir türlü kontrol altına alamadıkları aksine mitinglerle körükledikleri korona salgını soğuk havalarla birlikte insanımızın canını yakmaya devam edeceğe benziyor.

Sonbahar, aynı zamanda buzlu kokteyllerden bitki çaylarına geçişe vücudun ayak uydurma zamanı. Yani bir nevi bitkisel organik mevsim. 

Pandemiden korunma adına da detoks için en elzem dönem.

Detoks, küçükken nefret ettiğimiz bitki ve sebzelerin hepsini blendırdan çekip içmek olarak da tanımlanabilir sanki. Bir tür anne bedduası aslında…

Yani metabolizmanın yorucu ve gereksiz besinlerden arınması.

Değişim ve arınma mevsimindeysek şayet zararlı, ihtiyaç dışı her şeyden kurtulmanın tam sırası.

Zaten bu kış bizi hoş günler beklemezken, kendimize iyi bakmamız gereken riskli döneme girmişken ağdalı, yorucu, tüketici ilişkilere de detoks uygulamalı. Gereksiz besinlere ara verilirken yararsız hatta parazit haline gelmiş insanlara da yol verilebilir pekala.

Arınma mevsimini fırsat bilip enerjimizi azaltan insanla muhabbeti azaltabiliriz mesela. Hatır, gönül uğruna uzun zamandır gerçekleri haykıramadığımız arkadaşa dürüstçe ne hissettiğimizi anlatabiliriz. Yorulmuş, yük haline gelmiş aile ilişkilerimizi düzenleyebiliriz. Veya Soma’da hakkını ararken “Şimdi bize güç göstereceksiniz. Biz de bu güçten korkacağız öyle mi? Vallahide korkmuyoruz, billahi de korkmuyoruz” diye haykıran emekçiden ilham alarak öğrenilmiş çaresizliğimize artık bir son verebiliriz.

Korku atmosferini dağıtabiliriz.

Hali hazırda pandemi gibi koca bir gerekçe varken ortada, süresi paşa gönlünüze bağlı antisosyal döneme geçmenin tam sırasıdır derim.

Beden ve ruh bir bütün ise yalnızca fiziksel arınma yetmez. Beynin de boşalması lazım.

Bu sonbahar, dönüm noktası olsun.  

Hayatımıza karabasan gibi çöken, kafa şişiren, yüksek perdeden her gün bizi azarlayan, sık sık parmak sallayan, her sıkıştıklarında tehdide, yalana, iftiraya başvuranların uzakta kaldığı yeni bir dönem olsun.

Bekir Coşkun’dan mahrum kaldık bu sonbaharda.

O’nun hep ‘hüzünlü bulduğu’ bu mevsim ayırdı bizi. “Acaba bugün ne yazdı?” merakıyla, gazeteyi alır almaz en önce okuduğumuz Onuncu Köy köşesi boş kalacak ama Büyük Usta’nın şiirsel anlatımı, merhameti, zarafeti, zekası, cesareti hepimize ibret ve örnek olsun.

Kelimelerin Efendisi Bekir Ağabeyimiz, ışıklar, nurlar içinde uyusun.

O güzel ruhu şad olsun.

 

 

 

 



ARŞİV YAZILAR