Bekir Yıldız | "Elagabalus’un Gülleri" | Güney Gazetesi Mersin
Bekir Yıldız

"Elagabalus’un Gülleri"


Roma İmparatoru Elagabalus dört yıl imparator olarak kalmasına ve 18 yaşında ölmesine rağmen Roma İmparatorluğunda derin bir iz bırakmıştır.

 

Özellikle dini ve cinsel kuralları alt üst etmesi, hatta hiçbir kuralı takmaması onun en önemli özelliğidir.

 

Bekaret yemini etmiş bir rahibe, yeminini bozarsa diri diri gömülerek cezalandırılır.

 

Elagabalus, büyük suçlardan biri olmasına rağmen bir rahibeyle evlenmiştir.

 

Kadın kılığına girerek erkeklerle yatmıştır.

 

Ameliyatla kadın olmak istemiştir.

 

Saraydaki pek çok insanı kendi tapındığı tanrıya tapınmaya zorlamıştır.

 

Bir gün sarayda çok büyük bir ziyafet düzenler.

 

Roma’nın tüm bedavacı soylu sınıfını salonuna doldurur.

 

Bütün kapıları kapattırır.

 

Salonun tepesinden tonlarca menekşeyi davetlilerin üzerine dökmeye başlar.

 

Başlarda muhteşem bir görüntü oluşur.

 

Davetliler bu büyüleyici gösteriden çok etkilenmişlerdir.

 

Fakat zaman ilerledikçe salon menekşelerle dolmaya başlar.

 

Bir süre sonra hiç kimse hareket edemez hale gelir.

 

Sonunda bir salon dolusu insan menekşeler içinde boğularak can verir.

 

Elagabalus'un yaptıkları yanına kalmaz elbette.

 

Kendisi de vahşi bir şekilde öldürülür.

 

Ceseti Roma sokaklarında sürüklenir.

 

En sonunda Tiber nehrine atılır.

 

Ressam Lawrance Alma Tadema 1888 yılında yaptığı "Elagabalus’un Gülleri" adlı büyüleyici eserinde bu olayı anlatır.

 

Tadema menekşe yerine gül kullanmıştır eserinde.

 

Bu tabloyu her seyredişimde şatafat ve gösteriş delisi insanların ziyafetlerde har vurup harman savururcasına yiyip içmeleri gelir aklıma.

 

Bedavacı soylu sınıfı ve saray dalkavukları gelir. Bir de şatafat içinde yaşayan saraylılar.

 

Üstünden menekşeler yağarken, hırsla eğlenerek ölüme gidenler...

 

Yaşamlarının özeti gibi.

 

Sonra hayatı sorgularım. "Bu uçurum neden" derim kendi kendime.

 

Birilerinin elde etmek için günlerce çalıştığı iki lokma ekmek, diğerinin çiğneyip attığı bir sıradanlık olabiliyor.

 

50 kuruş ucuz olsun diye sabah erkenden fırın kapılarında, bayat ekmek kuyruğunda bekleyenlerin suçu nedir?

 

Fakir olmak mı?

 

Hayatı sorgulamak gerek. Etrafımızdaki muhtaçları görmek gerek.

 

Ameliyathane kapıları, onkoloji koridorları, çocuk esirgeme yatakhaneleri, huzurevi pencereleri, ziyaretten dönüşte bana hayatı yeniden sorgulattıran yerlerdir.

 

Her sabah kendime şunu söylerim:

"İyi bir insan olmalıyım."

 

İyi bir insan olmalıyız.

 

Hayatımızın ne zaman sona ereceğini asla bilemeyiz.



ARŞİV YAZILAR