Susuzluk ve Ceza
Mersin’de bir haftadır süren su kesintisi, adeta modern bir Suç ve Ceza hikayesi gibi. Şehir, kendi vatandaşına suç işlemiş gibi davranıyor; susuz bırakıyor, plansızlıkla cezalandırıyor. Her damlası hayati önemde olan suyun yokluğu, günlük hayatı bir sınav hâline getiriyor. Bir kentin su ihtiyacını karşılamak temel bir sorumlulukken, plansız ve öngörüsüz bir kesinti, hem vatandaşın günlük rutinlerini hem de temel hijyen ve sağlık gereksinimlerini olumsuz etkiliyor. Görünen o ki, suyun kesilmesi durumunda devreye girecek bir “B planı” hâlâ hayal ürünü.
Vatandaşlar bu süreçte ciddi sıkıntılar yaşadı. Evinde yemek yapamayan, temizlik yapamayan, hatta su bulmak için çevrede koşuşturan insanlar gördük. Hastalar, yaşlılar ve çocuklar için ise durum çok daha zorlayıcı. Sabahın erken saatlerinde damacana arayışında koşturan gençler, banyosuz ve susuz geçen günler… Bu sahneler, suyun yaşam için ne kadar temel ve vazgeçilmez olduğunu gözler önüne seriyor.
Bu olumsuzluklar bir yandan da suyun değerini hatırlattı. İnsanlar, her damlasının ne kadar kıymetli olduğunu, suyun sağladığı konfor ve güveni ancak yokluğunda fark ediyor. Bu deneyim, su kaynaklarını koruma ve israfı önleme konusunda farkındalığı artırmalı. Kent yönetimlerinin de bu tür durumlar için acil eylem planları oluşturması artık bir zorunluluk hâline gelmeli.
Öte yandan, bu kesinti geleceğe dair ciddi soruları da beraberinde getiriyor. İklim değişikliği, kuraklık ve nüfus artışı göz önünde bulundurulduğunda, suyun sürdürülebilir yönetimi artık sadece teknik bir konu değil, toplumsal bir sorumluluk hâline geliyor. Şehirler, altyapı yatırımlarını ve kriz planlarını sadece bugün için değil, yarın için de yapmalı; aksi takdirde benzer kesintiler kaçınılmaz olacak.
Son olarak, Mersin’deki bu bir haftalık susuzluk, sadece suyun önemini hatırlatmakla kalmadı, aynı zamanda vatandaş ile yönetim arasındaki güven ilişkisini de sınadı. Kent yöneticileri, yalnızca suyu geri getirmekle kalmamalı, aynı zamanda toplumu bilgilendirmek, şeffaf olmak ve geleceğe yönelik somut adımlar atmak zorunda. Bu deneyim, her damlası kıymetli olan suyun, kent yaşamının kalbi olduğunu bir kez daha gösterdi.
Sonuç olarak, Mersin’deki kesinti bize bir ders verdi: Su, sıradan bir kaynak değil, yaşamın temel taşlarından biri. Altyapı planlamasında ve kriz yönetiminde daha ciddi adımlar atılmazsa, bu tür kesintilerin bedeli yalnızca günlük rahatsızlık değil, sosyal ve ekonomik açıdan da ağır olabilir. Şehir yöneticileri, bir hafta süren bu susuzlukla birlikte, vatandaşın güvenini ve yaşam kalitesini korumak için daha hazırlıklı olmalı.
